Eldivan’da Folklor
Eldivan’da
folklorik yaşantının günümüze kadar
iletişiminin kanımca iki büyük
nedeni vardır.
1.
Eldivan’da ekonominin zayıflığı,
üretimin gerektiği şekilde
değerlendirilememesi, toplumu
“Ataerkil” yaşantıya mecbur
etmektedir. Beyaz lahana Eldivan’da
rekor düzeydedir. Bir baş lahananın
yirmibeş kilogram gelmesi en güzel
kanıttır. Ama pazarlamaya gelince;
satıldığında elde edilen kazanç,
nakliye masraflarını ancak
kurtarmaktadır. Arazi darlığından
dolayı toprak çok parçalıdır.
Eldivan’da ziraat kazanç için değil,
daha çok ailenin ihtiyacını
karşılamak için yapılır. Geçim
sıkıntısı nedeniyle, evlendiği halde
hala baba ocağında kalan genç,
babası yanında ve ailede söz sahibi
değildir. Babanın ve ananın yanında
kendi çocuklarına sahip çıkamazlar.
Örneğin: Genç ana veya baba
çocuklarını severken, kendi anası
veya babası geldiğinde hemen
çocuğunu bırakır, ağlasa bile onunla
ilgilenmezler. Ananın ve babanın
yanında çocuk sevmek, onlara karşı
saygısızlık olarak nitelenir. Kayın
ananın veya kayın babanın izni
olmadan gelin, ağlayan çocuğuyla
ilgilenemez. Bu önemli nedenlerden
biridir.
2.
Eldivan’dan, geçimini sağlamak için
gurbete çıkanlar bir daha kolay
kolay geri dönmezler. Çalıştıkları
yerde ve işte kalarak, yuvasını ve
aile ocağını gittiği yere götürür.
Dışarıdan gelip de Eldivan’a
yerleşen bir tek aile olmuştur. O da
Eldivan PTT şubesinde görev yapan
bir vatandaştır.
Eldivan’da dışarıdan nüfus çekip
barındıracak hiçbir işyeri yoktur.
Mevcut nüfusunu da elde
tutamamaktadır. Eldivan’dan
gidenlerin yüzde doksanı
Ankara’dadır. Devlet memurlarının
dışında, Eldivan’a kültür ve görgü
girdisi yoktur; televizyonun
dışında. Ekonominin zayıflığı,
halkın satın alma gücünü etkiliyor.
İçeriden gidenler
gelmezse, dışarıdan da gelen
olmadıkça; görgü, görenek, usul,
adap ve her işe göre değişik bir
hüner olmadıkça, Eldivan folkloru
sürekliliğini koruyor; kuşaktan
kuşağa en büyük miras olarak
kalıyor.
Folklorumuz en büyük
darbeyi televizyondan ve
kahvehanelerden yemiştir. Gençlerin
eğlenme ihtiyaçlarını boş
zamanlarını buralarda geçirmesi,
düğün ve yarenlerdeki birlik
beraberlik gün geçtikçe özelliğini
kaybetmektedir. Biz yine de gelecek
kuşaklara, mirasımız olarak,
elimizden geldiğince, aklımızın
erdiği kadar, yazılı bir belge
bırakmak amacındayız.
Eldivan folklorunu çok
vefakâr öğretmen arkadaşlarımla 1960
yılından beri Türkiye’nin birçok
yöresinde düzenlenen halk oyunları
festivallerinde, fuar açılışlarında,
Ankara ve Kırıkkale’de düzenlenen
“Çankırı” gecelerinde hiçbir
karşılık beklemeden, sadece
Eldivan’ı tanıtmak amacıyla
katıldık. Eldivan folklorunu
bilhassa “Sin Sin ve Tura” oyunu
ile, bugüne kadar Türkiye’de
sergilenmiş, oynanmış oyunların
değişik bir örneğidir. Ne Ege’nin
Zeybek’i gibi yuvarlak düzen, ne
Doğu’nun “Barı” gibi saf düzen ve ne
de Karadeniz’in “Horon’nu” gibi
kenetlenmiş ritimler vardır. Bizim
oyunlarımızın sahnesi köy
meydanları, harman yerleridir;
enstrümanı davul ve zurnadır.
Figürleri çok ağırdan başlayıp,
sonunda çevikleşen, orta
oyunlarında, mertlik acıya ve cefaya
karşı sabrı, hafıza ve belleği
geliştirmek, arkadaş kollama, ekip
kurtarmaktır. İç Anadolu’nun
sinesinde Eldivan’da yaşayan
folklorda bağımlı bir figür yoktur.
Bir Sin Sin’de veya Tura oyununda
meydana çıkan delikanlı, davul zurna
eşliğinde sekişlerle,
çırpınışlarıyla nağara atarak,
meydan okuyarak kendi hünerini ve
becerisini gösterir. Bunları
yaparken de oyunun ana kurallarının
dışına çıkmaz. İleride sırası
gelince, düğün eğlenceleri
bölümünde, oyunlar ve kuralları
anlatılacaktır.
DÜNÜRLÜK
Oğlan evinin münasip gördüğü kızı,
kız evinden isteme işine denir.
Oğlan kendisi için münasip gördüğü
hayat arkadaşı olarak seçtiği kızı
bir arkadaşı ve yakını aracılığıyla
ana ve babasına duyurur.( Bizim
kuşaktan daha önce evlenmek isteyen
genç babasının ayakkabısını eşikliğe
çakar, çakılı ayakkabıyı giyip de
yüz üstü düşen baba oğlunun evlenmek
istediğini anlarmış ) Ana ve baba el
altından, kızın yakın komşularından
kızı sorup soruştururlar. Engel bir
hal yok ise, oğlan anası yanına bir
kadın alarak, kız evine gider.
Allahın emri Peygamberin kavli üzere
oğlundan kızlarına, isimlerini
belirterek ister ve erkek dünürcü
göndereceğini söyler. Kız anasına
sudan bahanelerle olumsuzluk ileri
sürer. Daha sonra da, kızın dayısı,
amcası, halası, teyzesi var, onlar
ne diyecekler bakalım derse bu
olumlu bir ifadedir. Böylece ilk
adım atılmış olur. Bir gün sonra
oğlan babası yanına bu işlerde
becerikli iki komşu alarak kız evine
giderler. Selamlaşıp hal hatır
sorduktan sonra, dünürcülerden
birisi, isimlerini belirterek;
örneğin: “Ahmet ağanın oğlu
Mustafa’dan, kızınız Zeliha’ya
Allah’ın emri, Peygamberin kavli
üzere dünür geldik.” der. Kız babası
veya velisi de: “Hoş geldiniz sefa
geldiniz, Allah yazdıysa olur.”
diyerek, söze başlar. Kız tarafı
çeyiz için istediklerini
bildirirler. Her iki taraf ortak bir
karara vararak alınacak takı ve
eşyaların bir listesini yaparlar. Bu
listedeki eşya ve takılar her iki
ailenin ekonomik gücüne göre
düzenlenir. Altın, yüzük, bilezik,
kolye, nişan yüzükleri, halı, kilim,
ceviz sandık, gar dolap, dikiş
makinesi, tüp gaz ocağı, soba, teç,
soba üstü su kabı, gügüm, birtakım
gezi elbisesi, masa, sandalye,
karyola, yün yatak, somya takımı
veya kanepe, buzdolabı, çamaşır
makinesi gibi ana hakkı olarak buna
süt parası denir. 20-30000 TL para
yine ana koğası adı altında
15-20m’lik elbiselik. Kız tarafının
çokluğuna göre iskarpin ve ayakkabı
istenir; buna tekellif denir.
Tekellif, kızın akrabalarına düğün
hediyesidir. Tekellif alan kişiler,
kızın gece kınasında tekellif
karşılığı hediyelerini verirler.
Kızın erkek kardeşi varsa ona da
kardeş yolu olarak bir saat alınması
listeye yazılır. İki nüsha
düzenlenen çeyiz listesini taraflar
birer tane alırlar. Bundan sonra
sıra söz ekmeğinin yenilmesine
gelir. Oğlan evi tarafından daha
önceden hazırlanmış yemekler kız
evine getirilir. Sofra düzülür yemek
yenip duası yapılır. Her iki taraf
için ve hayırlı ve uğurlu olması
dileğinde bulunulur. Dünürlük de
böylece bitmiş olur.
NİŞAN
Nişan töreni kız ve oğlan
taraflarının isteği üzerine
düzenlenir ve yapılır. Masraflar
oğlan tarafına aittir. Kız evinde ya
da düğün salonunda yapılır. Her iki
ailenin yakınları toplanırlar.
Nişanlanacak gençler yan yana
otururlar. Nişan yüzükleri masa
üzerine bırakılır. Yüzükleri takacak
kişi kıza bir konuşma yaparak bu
çiftleri nişanladığını bildirir.
Hayırlı ve uğurlu olması dileğiyle
yüzükleri takılır. Nişanlanan
gençler orada bulunan büyüklerinin
ellerini öperler. Şerbet içilerek
nişan da sona ermiş olur. Nişanlarda
takı ve hediye verilmez. Kıza
verilecek hediyeler gece kınasında,
oğlana verilecek hediyeler de “ Güye
donatma” sırasında verilir.
Nişanlılık süresi uzarsa, Kurban ve
Şeker bayramlarında “Bayramlık”
olarak, oğlan tarafından kıza, kız
tarafı da karşılık olarak oğlana
hediyeler gönderirler. Bunda amaç,
tarafların birbirlerini unutmadığını
sevgi ve bağlılığın devam ettiğini
bildirmektir..
HARÇ
GÖRME
Dünürlük sırasında liste edilen eşya
ve takıların alınması günüdür. Oğlan
tarafının kıza alacağı gezi
elbisesi, ana koğası, tekellif,
kardeş yolu, kız tarafının oğlan
evine alacağı gömlek, mendil ve
benzeri masraflar alınır. Harç
görüldükten sonra sıra elbise
kesmeye gelir. Oğlan evi
yakınlarını, komşularını davet
ederek, bir terzi kadınla kız evine
giderler. Kızın üstüne ölçülerek
elbiseleri kesilir, dikilir. Kız evi
bu konuklarına yemek verir.
DÜĞÜN
Düğün kararı mahallenin “BAŞA”’ları
ile verilir. Gelin geleceği günlerin
Cuma gecesi veya Pazar gecesi
olmasına dikkat edilir. Düğüne karar
verildikten sonra başalar tenkükçü
aracılığıyla mahallenin
delikanlılarını “Yaren tayfası”
toplar. Bu topluluğa “yaren uşağı”
da denir. Uşak: Yaren tayfası,
yarene iştirak edenler, yaren
elemanları anlamındadır. Başalar,
toplanan uşağa; “Yarın ikindi
camicisi çıkınca bayrak dikeceğiz,
düğünümüz var” der. Belirtilen
zamanda gelmeyenler cezalandırılır.
Mahalle odasının önünde toplananlar
davul zurna ile bayraklarını alarak
doğru oğlan evine varırlar. Çatının
uygun bir yerine, görülecek şekilde
bayrak çakılır. Düğün sahibi davulcu
bahşişi verir. Aynı ekip kız evine
varır. O kapıda da davul zurna
çalınarak düğünün başladığı
duyurulur. Davulculara bahşiş
verilir. Böylece düğün başlamış
olur. Davulun son gününden bir gün
önce, düğün davetiyesi olarak,
içinde 3–5 şeker konulan kağıt
külahlarla, hısım, akraba, eş ve
dostlara dağıtılır. Okuntuyu
(davetiyeyi) dağıtan kişiler düğün
sahibinin selamını söyleyerek (yer
belirtilerek) saraç var buyurun der.
SARAÇ
Düğün davetlilerin bir araya gelerek
kurdukları, eğlence muhabbet ve
sohbet anlamındadır. Saraç yönetimi
başaları tarafından sağlanır. Çay,
oralet, bisküvi gibi masraflar ise
oğlan evi tarafından karşılanır.
Gençler oynayıp güldükten sonra,
misafirler başalarından izin
isterler. Başalar da, yer ve zaman
belirterek, güveyi donatımına davet
ederler. Böylece saraç da sona ermiş
olur. Gelin geleceği günden bir gün
önce, dünürcüler, omuzlarına poşu
atmadan, düzgün bir şekilde boy
sırasına geçerler. Bu yürüyüş işini
askerde çavuşluk yapmış bir
delikanlı yürütür. En öne evlenmeye
namzet iki delikanlı çıkarılır.
Bunların eline birer sini verilir.
Üstleri birer örü ile örtülü
sinelerin birinde çerez (leblebi,
üzüm, fındık vs) konulur. Diğerine
gece gelin kızın eline yakılacak
kına konur. Bu merasime “kına
koymaca” adı verilir. Kına koymacada
erkeklerin arkasından gelen kadınlar
gezi elbisesi denilen düğün
kıyafetlerini giyerler. Kız evine
varan kına koymacacılar dururlar.
Arkadan gelen iki yenge olacak kadın
gençlerin elinden sinileri alarak,
kız evine verirler. Kız evi
sinilerdekileri alır. Onların yerine
mayalanmış ve üstü bozulmamış
yoğurt; yoğurdun anlamı, size
göndereceğimiz kız bu yoğurt gibi el
değmemiş ve tertemizdir. Dileğimiz
odur ki, oğlunuzla kızımız maya ile
sütün böyle yoğurt olduğu gibi
anlaşsınlar uyum sağlasınlar
demektir. Bu yoğurdu gerdek gecesi
damat ve gelin yerler. İkinci siniye
yine kız evinden de çerez konulur. O
da, eğlenceli olsunlar, ağızları ve
dilleri tatlı olsun anlamındadır.
Bir de bütün ekmek konur. O da
nasiki ile gitsin anlamındadır.
Kına koymaca (düğün
olayı) yine disiplinli, uygun
adımlarla, sinileri ve düğüncü
kadınları oğlan evine teslim
ederler. Kına koymacada poşu,
kılavuz ve kayzak yoktur.
Kıza yakılacak kınanın
kız evine gönderildiğini söyledik.
Kız tarafı da ücret karşılığında bir
kadın tutar. Bu kadın, düğün
sahibinin eş, dost ve bütün
tanıklarını gezerek, akşam kıza
yakılacak kınaya davet eder. Bu
çağrı çoğu kez bütün ilçe halkını
içerir. Kızın akrabaları
hediyelerini, gelin kızın
arkadaşlarına dağıttığı sakız ve
mendil karşılıklarını alanlar kına
yerine gelirler. Kına yerinin
korunması ve güvencesi sağdıç babası
tarafından yürütülür. Sağdıç anası
da kınaya toplanan genç kızların ve
gelinlerin eğlencelerini,
oynamalarını sağlar. Türkücü kadın
kulur. Tef kulur. Türkücü kadın
tefle tempo tutarak oynak türküler
söyler. Oyuncu kızlar da kaşıkla
veya zil takarak karşılıklı ikişer
kişi oynarlar. Gençler bir tarafta
böyle eğlenirken, oğlan evi
tarafları, düğüncü kıyafetleri ile
oğlan evinde toplanırlar. Oradan hep
beraber kına yerine gelirler ve
onlar da eğlenceye iştirak ederler.
Dua yapacak bir hoca
kadın ve yaşlı kadınlar bir araya
gelerek, aynı kına yerinde; “Gelin
kıza bırkma getirenler! Hediyesi
olanlar getirsinler” diye çağrıda
bulunurlar. Kızın arkadaşlarından
bir kız bir yastık getirir
kadınların ortasına koyar ve üstüne
oturur. Onun arkasından sağdıç anası
ve bir kız, gelin kızı ortaya
getirirler. Ama yastık üstüne oturan
kız sağdıç anasından bahşişini alır.
Yerini de gelin kıza bırakır. Yönü
kıbleye gelecek şekilde gelin kız
ortaya, yastığın üstüne oturtulur.
Hoca kadın şu duayı okur:
Barike Allah, Barike
Allah. Nefeslerde iman gaza
kümullah.
Erişsin ellerimize eminlik
Yetişsin beylerimize düzenlik
Hocacuklar çoktur anılmaz
Yüreklerde oğul derdi onulmaz
Be insafsız ne gönderdin bulara
Bir içim su ile bari sulara
Yedi kat arş ile nuri hak içun
Yedi kat dağ ile nuri hak içun
Şehit ölenlerin kanı hak içun
Gaza kılanların canı hak içun
Yürek avusuna yanmışlar içun
Can acısı ölüm sarhoşluğu
Mefayı Habib Allah Muhammet
Mustaf’ya Selavat
Başımızdan af!
Üstümüzden niyaz
Ya Hannan ya Mennan
Yoldaş ola son deminde bize iman
Kamu dert ehline derman
Olur ise sana ihsan
Sana dur ya ilahi!
Cümle eşyanın müracatı
Diyelim Sıtkı ile amin
Bir kez senden gayri kimsem yok
Edem arzu haçatım
Sübhaneke Rabbike
Rabbil izzet
Amma yesifun
Veselamün alelmürselin
Velhamdülillahi Rabbilalemin
Velillahil fatiha!
Denildikten sonra, gelin kız kalkar,
hoca kadının ve orada bulunan yaşlı
kadınların elini öper, kız
arkadaşlarıyla bir kenara
çekilirler. Telalık yapacak kadın,
sağdıç anasından başlayarak
hediyesini ister. Eline aldığı
bırakmayı herkese göstererek (
sağdıç anasından bereket versin
darısı oğluna kızına olsun ) der.
Böylece bütün bırakmalar toplanır.
Bu gece kınasında toplanan bütün
hediyeler bırakmalar sadece kız
içindir. Bunda oğlan tarafının hakkı
yoktur. Ana kınası gece kınasından
farklıdır. İleride onuda
anlatacağız. Gelin kınası bu kına
yerinde yakılacağı gibi kızın
evindede yakılabilir.kızın
arkadaşlarından bir durup kız Hoca
kadın ve yakınlarından birkaç kadın
kına yakmak kızı önce belirtildiği
şekilde yönü kıbleye çevrilerek
yastık üstüne (sandalyede olabilir)
oturturlar. Kına hazırlanarak ortaya
getirilir. Kızın arkadaşlarından bir
kız oğlan evi tarafından bir kadın
kına yakmak için ortaya gelirler.
Gelin kızın eline ve ayaklarına
kınası yakılır. Bu kına yarış
yaparcasına çabuk yakılır.
Ekseriyette kız oğlan tarafı olan
kadından önce işini bitirir ve geç
kalandan bahşiş alır. Bu işler
sırasında Hoca kadın ve gelin kızın
kız arkadaşları hep bir ağızdan şu
beyitleri söylerler.
Atladım girdim eşiği,
Sofrada kaldı kaşığı
Kız anasının yakışığı
Al yeşil kınan katlı olsun
Burda dirliğin tatlı olsun
Ezücük çaylar bulanu
Dağınan taşı dolanu
Ana beslemiş güvenü
Al yeşil kınan katlı olsun
Burda dirliğin tatlı olsun
Elimi sundum astara
Kolumu kesti destere
Var Allah şirin göstere
Al yeşil kınan katlı olsun
Burda dirliğin tatlı olsun
Ufak mercimek bittimi
Dağınan yaşı tutumu
Kız anası unuttumu
Al yeşil kınan kutlu olsun
Burda dirliğin tatlı olsun
Hani bu kızın
anası
Elinde mumlar yanası
Başına devlet konası
Al yeşil kınan kutlu olsun
Burda dirliğin tatlı olsun
Kınası yakılan gelin kız
bundan sonra boş bırakılmaz. Kız
arkadaşları yine oynar gülerler. O
geceyi beraber geçirirler.
ANA KINASI
Ana
kınası da kızın evinde olur. Zamanı
öğlenden sonra olur. Davet alan
bütün yakınlar oğlan evinde
toplanırlar. Kız evinde yenilecek
nevaleyi eskiden gözleme ve ayran
helva, olurdu. Şimdi ise bir çarşı
ekmeği ve yanına şerbet veya ayran
oluyor. Oğlan evinde toplanan bu
kalabalık hep beraber kız evine
varırlar. Herkes yerini aldıktan
sonra, hoca kadının önüne bir sini
geniş ve düz bir kabdır. Onun içine
ferace çarı denilen ak çar katlanıp
sininin içerisine ortaya konulur.
Hoca kadın ( Gece kınası bölümünde
yazdığımız ) Dua yı okur ve amin
denilir. Yine tellallık yapan kadın
hediyeler ( bırakma ) için çağrıda
bulunur. İlk bırakma hakkı sağdıç
anasındandır. Bırakma ele alınıp
sallanarak falancadan ( isim ve
lakap söylenerek) bereket versin
darısı oğluna kızına diye bütün
bırakmalar toplanır. Ortadaki sini
içerisindeki ak çar sembol olarak ak
günlere işarettir. Bir yastık veya
bir sandalye üstüne oturtulan gelin
kız yönü kıbleye çevrilip şu ilahi
söylenerek başına kınası yakılır. Bu
ana kınasının yakılışındada şu ilahi
söylenir. İlahiyi yazmadan şunu
belirtelim. Toplanan bırakmalar
oğlan evine aittir. Ama yinede üçte
birisi kız evine bırakılır. Kız
anası isterse kızının çeyizine koyar
isterse evine bırakır. Genç kızlarda
ayrı bir odada toplanırlar türkü
söyler tef çalar oynarlar.
Ana kınasında söylenen ilahi:
Uyan gafletten uyan,
Masivasın sen bilirsin efendim.
Yine hüccacile varan,
Kara donlu beytullah.
Açıverin can gözümü
Tuttum dergaha yüzümü
Kabul eyle niyazımı
Kara donlu beytullah
Ağlamaya irfan gerek
Dinlemeye kulak gerek
Yol bulmaya murşit gerek
Kara donlu beytullah.
Çerez atma: Gece
kınası toplantısında, nişanlı
kızlara atılır. Nişanlı olan kızlar
oğlan evi tarafından gece kıyafeti
giydirilerek düzülür kına yerine
götürülür. Oğlan tarafı fındık,
üzüm, leblebi, çakı ve ayna koyarak
bir çıkın yapar. Bu çıkın bırakmalar
bırakılırken tellallık yapan kadına
verilir. Oda ( Lakap ve ismiyle
bağırarak falancanın oğlu, kızında
adını söyleyerek; Çakı almış taksın
diye, Ayna almış baksın diye, Çerez
almış yesin diye bağırır ve kıza
atar. Kızın yanındaki kız
arkadaşları çerezi beraberce yerler.
Bundan amaç; Nişanlık devam ediyor,
Sevgi muhabbet devam ediyor, El
alemde bilsin şüpheler varsa
silinsin demektir.
GÜYE DONATMA :
Güye
donatma zamanı, seymen kurulmadan
öncedir. Düğün odasının önünde
toplanan düğüncüler, davul zurna ile
on onbeş delikanlı güyeyi getirmeye
giderler. Diğer delikanlılarda güye
donatılacak alanı düzenlerler.
Örneğin: Yaşlı insanların oturmaları
için sandalye veya yatak
sererler.Güyenin dikileceği yerede
bir kilim serilir. Güye getirmeye
gidenler,güyenin giysilerini bir
sini üstüne koyarak donatılacak
alana getirirler. Orada hazır
bulunan bir hoca güyenin yönünü
kıbleye çevirir. Göbeğinin üstüne el
kavuştutturur Amin diyerek yüksek
sesle bir dua okur Fatiha
denildikten sonra Hoca “ 1. Eşi
dostu yaranları buyurun güye
donatalım” der. Orada bulunanlar “
Hayırlı uğurlu olsun” derler. 2. “
Amcası, dayısı, halası, teyzesi
buyurun güye donatalım” der. Yine
hayırlı uğurlu olsun denir. 3. de “
Hısımı, akrabası, komşuları buyurun
güye donatalım der. Yine hayırlı
uğurlu olsun denildikten sonra
Anasının, Babasının ve sağdıç
babasının hediyeleri ilan edilerek “
Bereket versin “ denilir ve alınır.
SAĞDIÇ
Güyenin en yakınının erkek çocuğu
olur. Sağdıcın giydirilme masrafını
oğlan evi karşılar. Sağdıç evliliği
bilmeyecek kadar küçük olur.
Sağdıcın hediyesi de güye hediyesi
ile birlikte verilir. Hediye verenin
adı bağırılarak hediyesi söylenir ve
sağdıcın önüne atılır. Bundan amaç;
Güye’nin ev almasına yardımdır. Para
ve eşya olduğu gibi, tarla, bahçe,
damızlık olması için hayvan da adak
yapılır. Güye donatımında yapılan
adakta tapu ve senet gibi kıymetler
de geçerlidir. Hediyeler bitince
güye donatan kişi, hayırlı olmasını
diler hediyeler için teşekkürde
bulunur. Güyenin ve sağdıcın
gözlerinden öper. Güye de sağdıcın
gözlerinden öper. Bundan sonra
Başaların görevlendirdiği, evlilik
usulunu bilen evli bir delikanlıya
güye teslim edilir. Bu delikanlıya
güyenin hocası diyelim. Orada
bulunan arkadaşlarıyla
selamlaştıktan sonra düğün odasına
giderler. Güye ile hocası, odada bir
yere oturur. Orası artık güyelik
bitinceye kadar güye yeridir. Oraya
oturanlar gizlice yazılır. Güye
gerdeğe girdikten sonra kimler
oturmuş ise liste okunur ve onlara
Başalar uygun bir ceza verirler. Bu
cezalardan toplanan parayla ya
ihtiyaç gördükler malzemeler alırlar
veya bir etlik alırlar hep birlikte
yerler. Güyenin teslim edildiği
hocası güyenin her şeyinden
sorumludur. Örneğin güye odada veya
camide ayakkabısını çıkarınca,
ayakkabıların muhafazası ona aittir.
Güye ayakkabısını çalan, hocasından
bahşiş almadan vermez. Yatsı
camisinden sonra güye, hocalar ve
yaren arkadaşlarıyla götürülür.
Eskiden şu ilahi ile giderlerdi;
Uyurken Seyrimde
Kalktım Ağlayı
Hakkın divanına Allah
El bağlayı
Alla-hümme salli
Salli ala Muhammed
Sancağım adlıda
Arşa yürüdü
Yüreğim yağ kalmadı
Eridi
Alla-hümme salli
Salli ala Muhammed
Sancağın Sağında
La ilahe illallah
Sol yanında Muhammed Resulullah
Alla-hümme salli
Salli ala Muhammed
Şıhıma varsam
Ağlayı ağlayı
Yeşil aleminen Allah
Gelir Muhammed
NAKARAT
Güye evine varılınca hoca dua eder,
herkes amin der. Güye hocanın ve
Başaların ellerini öperken hemen
fırsat bulduğu anda toplumdan kaçar,
hızla gelinin evine koşar. Bu
kaçışta yetişebilen arkadaşları
gveye vurmaya çalışırlar. Bundan da
amaç, güyenin gelinin yanına
güvenilir ve cesur bir şekilde
girmesi içindir. Güvey gelin odasına
girince ortada bulunan su dolu bir
kabı ayağı ile teper suyu döker.
Yine bunda da amaç güyenin üstünlük
vasfını ortaya koymak ve gelinin de
güvencesini almaktır. Sıra gelir,
sağdıç anasının gelinin elini
güyenintutuşturup dışarııta çıkar.
Bu arada gelin naz eder söylemez.
Güye onu konuşturmak için bahşiş
verir konuşturur. Eldivan’da en
ilginç gelin konuşturmasından bir
örnek vereyim. Sığırtmaçlık yapan
dar gelirli “Mercan Ahmet” güye
girdiğinde geline verecek hiçbirşeyi
yoktur. Adını sorar, yalvarır, dil
döker faydasız. Sonunda aklına bir
muziplik gelir. Hemen başından
şapkasını çıkarır, varır arpa
çuvalının başına şapkasının üstüne
biraz arpa koyar ve gelir gelinin
başına, gelinin önüne şapkayı
uzatarak “ al kızı kızı” diyerek
gelin öte döndükçe o da önüne tutar,
sonunda gelin “ Domuz müddehem ben
eşekmiyim” deyince, elindeki şapkayı
bir yana atarak söyledi diyerek
başlar evin içinde oynamaya. Yine
gerdek gecesi eskiden güyenin yaren
arkadaşları evin bacasından güyeye
şaka olsun diye hem de yaramaz bir
durum varsa heyecanını yensin diye
bir bakraç ( su kabı, helke, bakraç)
içerisinde bir kedi veya bit tutam
çıra uzatırlar. Güye de onun yerine
güye tatlısından baklava koyar
uzatırdı.. (Çıranın aydınlanma aracı
olarak kullanıldığı günlerde). Gelin
geldiğinde beraberinde gelen
yengeler gelin odasını düzerler
yatağını sererler. Yatak serildikten
sonra sağdıç getirilerek gelin
yatağının üstüne atılır ve yatak
üstünde yuvarlanır. Damızlığı
bulaşsın bu yatak böyle bir oğlan
çocuğu versin diye. Gelinle damat
tanıştıktan sonra ikişer rekat namaz
kılarlar tatlılarını yoğurtlarını
yerler. Allah’ın emrini yerine
getirdikten sonra bakireliğin nişanı
olan kanlı çarşafı sağdıç anasına
verirler. Merakla bekleyen kız anası
ve babası müjdeyi alırlar.
Bununla ilgili sırası
gelmişken, iki evli arkadaş
dertleşiyorlarmış. Biri karısın çok
itaatkar olduğunu söylemiş diğeri de
karısına söz tutturamadığını,
kendisinden hiç korkmadığını
söylemiş ve arkadaşına bu işi nasıl
başardığını sormuş. O da arkadaş
demiş, gerdek gecesi arkadaşlarım
bana bacadan bir kedi uzattılar.
Kedi evin içerisinde dolaşırken
benim baklavaya uzandı. Ben de hemen
kediyi tutup bacaklarını cart diye
diye ayırıp kapıya fırlattım. O gün
bu gün karım bir dediğimi iki yapmaz
demiş. İkinci arkadaş, kolaymış be
arkadaş der ve aldığı dersi tatbik
etmek için eve akşamdan bir kedi
koyar. Karısına seslenir ve bak şu
kedi yemeğe uzanırsa ne yaparım
biliyor musun der ve orada duran
kediyi tutup bacaklarını ayırır ve
kapıya atar. Bunu gören kadın Höst!
O önceden gerekti diyerek karşılık
verir.
YARAN
Yaren topluluğu, çevresi halkının
gençlerini eğiten bir halk okuludur.
Bu topluluk iki başağa denilen
idareciler tarafından yönetilir.
Önce başağaların
seçimlerini ve vasıflarını
açıklayalım. Başağa olacak kişi o
mahallenin evlerine girip
çıkabilecek, güvenilir askerliğini
yapmış, gün görmüş, usul erkan
bilir, hatırı sayılır, sözünün eri,
delikanlı kıymeti bilir, onları
eğitmekte ve yönetmekte usta olan
kişiler arasından aday gösterilir.
Mahalle odasında toplanan gençler,
yaran toplayacaklarını söylerler.
Birkaç gün mahalleni,n ileri
gelenleri ve yaşlı kişileri kendi
aralarında çocuklarını teslim
ederler, başağalar eleştirilerini
yaparlar. Münasip bir zamanda yine
söz açılır namzet kişilerden
birisine teklif edilir. O kişi orada
yok ise evinden çağırıtlır.
Kendisine başağalık teklif edilir. O
da hemen kabul etmez, herkesin
kendisini eleştirmesine fırsat
verir. Daha sonra yaşlılardan birisi
“tamam yanına arkadaşını seç”
derler. Gençler hemen alkışlayarak
kabul ettiklerini belirtir.
Başağalık için ziyafet verilecek gün
belirtilir. Başağılığın yenildiği
toplantıya gelenler yaren uşaklığını
kabul etmiş sayılır. Bu toplantının
sonunda yaren masrafının ne olacağı
ve ocak yakacakların eşlenmesi
yapılarak listeye alınır. Ocak yakma
( yaren masraflarını, ziyafetini,
sofrasını kurma ve karşılamak
demektir). Yarenin tembühcüsü
seçilir. Tenbühçü ( Başağaların emir
ve isteklerini uşaklara duyuran, bu
topluluğun ayak hizmetlerini gören
kişidir.) Tenbühcü yaren
masraflarına iştirak etmez.
Yaren günleri
belirtilir. Başaağalar ilk
derslerini uşaklara verirler. Nasıl
oturup kalkacaklarını, misafiri
nasıl karşılayıp uğurlayacaklarını,
yaren içinde ve dışında nelere
dikkat edeceklerini bir bir uşaklara
söylerler. Sözleri kesin
uygulamaları acımasızdır. Bir
hatalarını gördüklerinde kollarından
tutup odadan atacaklarını söylerler.
Bundan sonra uşaklar başağalarına
adım adım nefes nefes takip ederler.
Gözleri başağanın bir işaretini, bir
isteğini bekler dururlar. Saygıda ve
hürmette kusur etmemeye çalışırlar.
Yakılacak ilk ocak
başağalardan birisinindir. İkinci
başağa da son ocağı yakar. Yarenin
açılış ve kapanışı başağaların
ocaklarıyla olur. Ocak alan ocak
yakacak kişiler yaren gecesi için
uygun bir ev veya mahalle odasını
döşerler. Belirtilen saatte uşak
gelir. Yaş sırasına göre yukarıdan
aşağıya doğru yerlerini alırlar.
Başağalar gelinceye kadar yaren
sohbeti için tutulan ( ücret
karşılığında) sazcıdarbuka, kaşık ve
zil eşliğinde bildikleri türküleri
çalıp söylerler. Tendühçü her an
tetikte geleni gideni kontrol eder,
başağanın geldiğini görünce odada
bulanan uşaklara buyurun diye
seslenir. Bir duyuru üzeri bütün
uşaklar ayağa kalkar başağa uşağı
selamlayarak yerini alr. Önce başağa
oturur010onun oturuş düzenine ,
şekline göre uşaklar sıra ile
yukarıdan aşağıya otururlar. Başağa
ve uşaklar hepsi de merhaba başağa
merhaba yaran veya ismini söyleyerek
selamlaşma biter. Başağalar beraber
de gelebilirler ayrı ayrı da.
Başağalar her ocak için iş bölüme
yaparlar.Birisi içeride yönetimi ele
alr, diğeri de sohbetin sonunda
yenileceklerin kontrolünü yapar veya
kendi yerine uşaklardan
beceriklileri de görevlendirebilir.
Başağalar yerlerini
aldıktan sonra ocak sahipleri
sohbetlerine çağıracakları misafir
listelerini başağalara verirler.
Bunun haricinde o mahalleye gelen
bir misafir veya gurbetten gelen
birisi varsa tenbühçü vasıtasıyla
başağaya duyurulur. Başağalar uygun
görürlerse uşaklardan birisini
göndererek yarene davet edilir.
Misafir listesindeki misafirlere
göre uşaklardan uygun gördükleri
uşaklara işaret eder. Gelen uşak tek
dizinin üstüne gelerek başağadan
emri alır. Sağ elini göğsünün
üzerine alarak geri geri çıkar.
Çağıracağı misafiri bulur,
başağaların selamını söyler misafir
sahibini de söyleyerek yarane davet
edilir. Bir mazereti yok ise kalkar
gelirler. Odanın ayakkabılığına
gelince misafirele gelen uşak yaren
topluluğuna “buyurun” diye
seslenir. Başağalar ve uşak misafiri
ayakta karşılarlar. Odaya giren
misafir topluluğu selamlar.
“Cümleden selamın aleyküm,
muhabettiniz şen olsun” der. Kendisi
için uygun olan bir yere geçer. O da
ayakta bekler. Başağa “buyurun” der
oturur. Tüm yaranlar da sıradan
otururlar. Yine başağalardan
başlanarak misafir “ merhabab” ile
selamlanır. Misafir isterse,
başağaların selamını aldıktan sonra”
cemaate rahmet, cümleden merhaba”
diyerek cümleleyebilir. Her gelen
misafire aynı karşılama yapılır. Çay
ikram edilir. Misafirler geldikten
sonra sazlar susturulur. Başağa
mendilleri ortaya atın der. Yüzüğe
başlayalım. Yüzük oyunu için dokuz
mendil atılır. Başağaların önünde
mendil kaldırmak için uzun birer
sopa bulunur. Yüzüğe başlayacak
tarafı bulmak için ya yazı tura
atılır, ya da iki mendil altına
yüzük saklanır. Bulan başağa oyunu
başlatır. Başağalar taraflarında
oturan uşaklarla iki ekip olurlar.
Saklama hakkını kazan taraftan bir
uşak elinin içine aldığı yüzüğü (bu
yüzük şeker de olabilir) dokuz
mendilden birinin altına sezdirmeden
saklamaya çalışır. Karşı taraf çok
dikkatle izler. Mendil saklaması
bitmeden karşı tarafın bir mendil
kaldırma hakkı vardır. Bu kaldırılan
mendilden yüzük çıkarsa saklayan
oyuncu patır kütür ortada dövülür.
Boş çıkarsa saklayan oyuncu
tarafından birisi kim sezdi bunu
diye seslenir. Aynı taraf hep bir
ağızdan “Atın kapıya bunu” diyerek
oyuna hız ve hırs verirler.
Mendilleri saklayıp yerine
oturduktan sonra, yüzüğü bulacak
olan başağa yüzüğü sezse bile
sıradan herkese yüzüğün hangi
mendilde olduğunu sorar. En çok
sezilen mendili kaldırır. Yüzük onda
çıkarsa saklama hakkı bulanların
olur. Birinci mendilde bulunmazsa
artık boş mendiller aranır. Boş diye
kaldırılan ikinci mendilde yüzük
çıkarsa saklayan taraf 12 sayı almış
olur. Üçüncü mendilde çıkarsa dokuz
sayı, dördüncü mendilde çıkarsa altı
sayı, beşinci mendilde çıkarsa beş
sayı, altıncı mendilde çıkarsa dört
sayı, yedinci mendilde çıkarsa üç
sayı alınır. İki mendil kaldığında
yüzük bulunmuş sayılır. Bu safer de
arayan taraf saklar. Taraflar sayı
aldıkça yüzük saklama sıra ile devam
eder. Ancak, saklanırken sezilir de
dövülerek alınırsa veya saklandıktan
sonra sezilip ilk mendilde bulunursa
sıra ile saklama biter. Sayı alan
taraf devamlı saklar. Oyunu kazanma
sayısı ellibirdir. Yenilen tarafa
ceza vermek için başağanın izni
alınır. Cezalar ferdi de olur,
hepsine birden de olur. Bu
cezalardan birkaç örnek verelim.
Yenik taraf (başağa, misafirler ve
uşakların tamamı) dışarıya
çıkarılarak bir kurbağa bulup
getirmeleri istenir. Bir sincap
(ceviz kedisi) bulmaları
istenilebilir. Uzak tepelerden bir
hedef gösterilip oraya bir ocak
yakmaları istenilebilir. Yeniklerden
birisi tomruk çekme tabir edilen,
ayaklarından bir urganla
bağlanılarak merdivenlerden aşağı
manda veya öküz koşularak çekme işi.
Oda içinde verilen cezalar; yenik
taraf oyunculardan duvar örülür, bir
usta bir çırak ellerine ip ve soplar
alarak duvar örerler. Bu esnada ip
çekilince fazla yerler kırılmaya
çukur çukur yerler de ipe göre
doldurulmaya çalışılır. Veya bir
onbaşı veya çavuş bir manga askeri
teftişe hazırlar. Yat kalk sağ sola
dön komutlarıyle. Sonra bir subay
girip içeri teftiş eder. Bu
teftişte, göz kulak ayak tırnak
muayenesi yapar. Eşitli eza cefa ile
uşakların sabrı, tahammülü,
mertliği, mukavemeti, gözü pekliği
oyunlarla pekleştirilir. Yüzük
yorgunluğundan sonra, başağalar
“Tamus” diyerek rahat oturma ayak
uzatma izni verirler. Tamus
rahatlığında kolanya, çay ve sigara
ikram edilir. Yine bu arada araçlı
gereçli kostümlü orta oyunu yapmak
isteyen kişi yapacağı oyunu
başağanın kulağına söyler. Başağa
uygun görürse izin verir.Oyuncular
dışarıya çıkarlar hazırlıklarını
yapar oyunlarını sergilerler.(
bak:orta oyunları)
Yaran süresince
Başağalardan ve misafirlerden
birisi, kendi sigaralarını kendileri
yakarsa veya çayı içerde boş bardak
elinde kalırsa o yaran için kötü
bir puan olur. Bütün uşakların gözü
misafirlerde ve başağalarda olmalı.
Sigara paketi ele alındığında,
kibrit veya çakmak önünde yanmış
olmalıdır.Uşaklar bu hizmet için
adeta yarış ederler. Böyle bir
hizmet için ortaya çıkan delikanlı
arkasını başağalara dönemez. Elini
göğsüne koyarak geri geri çıkarlar.
Yaran sohbetlerinde
mutlak olan eğlence ve muhabbetin
biriside; karşılıklı iki
delikanlının saz darbuka zil ve
kaşık çalınacak oyun havalarına uyum
yaparak oynarlar. Bir oyun havası
süresine “ SAVAK” denir. Bir savak
oynayan oyuncular başağalardan
müsaade ister. Başağalar ya bir
savak daha oynayın der, veya
yerinize falancaları kaldırın
diyerek devam edilir.
Oyunlardan sonra sıra
yemek yemeye gelir. Yemeklerin
hazırlandığı başağalara bildirilir.
Başağalar sofra düzeninin alınmasını
ister.Sofra bezleri serilir. Küme
küme herkes sofra etrafına çevrilir
yemek servisleri yapılır. Başağalara
tamam işareti verilir. O da “Buyurun
“ der ve yemeğe başlanır. Yemeğin
sonunda misafirler izin isterler.
Başağalar da misafirlerin
ayakkabılarına bakın der.
Gelişlerinde ayakkabılar ayrı bir
yere dizildiğinden orada bulunan
misafir ayakkabıları kapı ağzında
münasip bir şekilde dizilir. Bu
hazırlıklar yapılırken sazlara
işaret edilir. Sazlar uğurlama
havası olarak “Ey gaziler yol
göründü bize” türküsünü çalıp
söylerler.Bütün yaran tayfası
misafirlerini ayakta saza göre tempo
tutarak yolcu ederler. Ayakkabısını
giyen misafir Başağalara ve yaran
ekibine yüzünü döner “Cümleden
Allaha ısmarladık Allah ağzınızın
tadını bozmasın” der yaran ekibine “
güle güle yine bekleriz” diyerek
uğurlanır.
Misafirler uğurlandıktan
sonra Başağalar yaranın
değerlendirmesini yaparlar. Hoş olan
ve olmayan hareketler belirtilir.
Usulde kusur edenler ikaz edilir.
Suç teşkil eden davranışlar
cezalandırılır. İzinli olarak
sohbete katılamamış uşakların payı
ayrılır. Pay(Sohbette yenilen
helvadan o kişiye düşen helvanın
paketlenerek ayrılan hissedir.).
Gelecek ocağı yakacak kişilere
yaranın eşya ve araçları teslim
edilir. Noksanlananlar
tamamlattırılır. Başağalar
görüşülecek bir konumuz varmı? Diye
sorar. Var ise şikayette bulunacak
kişi var der.Gelir başağaların önüne
iki diz üstü oturur. Başağalar her
ikisinide dinledikten sonra haksız
olana uygun gördükleri cezayı
verirler. Bu cezalar yaran
toplumundan çıkartmakda olabilir.
Yaran dışı davranışlar ve
hareketlerde cezaya tabidir.
Başağalar gidebilirsiniz iyi
geceler diyerek yaran sona ermiş
olur. Sezonun en son ocağında geçmiş
haklar için helalleşme yapılır.
Yaranda “ Ocak yakma “
sözünü açıklayalım. Eskiden ocaktan
başka ısınma aracı olmadığı zamanlar
yaran odası bu ocaklarla ısıtılırdı.
Bu ocakların yakıldığı yerede
ocaklık denir. Bu gün ismi “şömine”
olarak geçiyor. Yaranın ocağını
yakacak kişilerin bir iki gün
önceden yakacakları odun ve
kütüklerin, ormandan getirilmesi en
büyük telaşları olurdu. Çünkü soğuk
kış gecelerinde otuz kırk delikanlı
bu yanacak ocağın sayesinde
ısınacaktır. Yaran gecesi ocak
yakmak çok önemli olduğu için “ ocak
yakma tabiri kullanılmış. Bu günde
aynı tabir devam etmektedir.
SEYMEN
Havayi de deli gönül havayi
Görün işte geliyor,
Eldivan’ın seymen alayı.
Evet!
İç anadolunun vefakar, cefakar
delikanlısı
Disiplini, ciddiyeti,
Birlik ve berabirliği
Seymende bütünleştirirler
Göğsü ileride, başı yukarıda
Kasketi eyimli,
Hey anam hey!
Atatürk’ün Seymeni
Kılavuzu en önde
Kanat açmış geliyor.
Al bayrak arkasında
Semaları deliyor.
Muhafızlar pür dikkat
Görevlerini iyi biliyor.
Seymen olmuşlar bak!
Ali, Hüseyin, Ahmet, Mehmet
Bunları yalnız bırakırmı hiç?
Ayşe, Fatma, peşlerinden gider elbet
Yıkılırmı kardeşim, yıkılırmı söyle,
Bir millet seymen olunca böyle
Çavuşundan emir almış
Uygun adımla geliyor.
Öyle bir havan, öyle bir yolun varki
seymenim
Ta! Gönlüme giriyor
Eldivan’ım Seymenim
Hiçbir tasan olmasın
Taşıdığın al bayrağın
Al rengi hiç solmasın. 20. ocak
1983
Eldivan’da seymenin bu
günkü halinde disiplin edilmesi 1930
lardan bu yanadır. Ondan önce atlar
üstünde cirit oyunu birkaç
delikanlının teke bıçakları ile
davul zurnanın çaldığı Köroğlu
havasına uygun tempolarla gösteri
yapmak şeklinde olurdu. ( teke
bıçağı 50 cm ile 70 cm uzunluğunda
olup, kılıçlardan farklı kabzasında
muhafazasının olmamasıdır.)
Seymen şu düzen üstüne
kurulur. En önde kılavuz vardır.
Elinde eskiden kılıç olurdu. Şimdi
ise ucu püsküllü bir sopa olur.
Onun üç adım gerisinde Bayrak,
bayrağın iki tarafında bayrak
muhafızları, onlarda silahlı
olurlardı. Şimdi onlarda ucu
püsküllü sopa taşırlar. Bayrağın üç
adım gerisinde seymen, ilk sıra
beşli olur. Ortada üçü seymen yan
tarafta ikisi bıçakçı olur.
Bıçakçıların elinde eskiden tüfek
olurdu. Şimdi sopa oluyor. Seymenin
kalabalığına göre üç veya dört
sırada bir yan taraflara bıçakcı
konur. Sıralamada üçerli veya
dörderli dizilir. Seymen kuruluşuna
yalnız yaran tayfası değil,
mahallenin bütün delikanlıları
katılır. Düğüne misafir olarak
katılan düğüncülerede teklif edilir.
Onlarada poşu temin edilerek seymene
alınırlar. Şayet bu seymen mahalleyi
değilde köyü temsilen kuruluyorsa, o
zaman başağalar bir araya gelerek
yeterli sayıda delikanlı
hazırlayarak seymeni kurarlar.
Kaç köy yaran var ise
onların başağalar kurulunu teşkil
ederler. Bu kurul her sene
uygulanacak “Zır zop” yöntemlerini
kararlaştırırlar. Bu kararlardan
bazıları şunlardır. Köyden dışarıya
gidecek gelin kızlar için alınacak
paranın miktarı. Kız evi gelin
kapısı kilitlerde bahşiş isterse
onun karşılığı olarak da seymende
yani oğlan evi tarafı “bıçakcı “
parası ister. Düğün masrafları ve
cezalar zır zop kararları kapsamına
girer.Gelin getirmek için seymen
hazırlandıktan sonra seymen
çavuşuna, gidiş ve dönüş yolu
söylenir. Seymen ekibinin arkasında
da milli kıyafetlerini giymiş olan
kadınlar düzensiz olarak yürürler.
Not:Kıyafetler bu bölümün sonunda
açıklanacaktır.
Seymen alayı kız evinin
bulunduğu mahalleye geldiğinde o
mahalleliler seymen için engel
olabilecek oyun düzenlerler. Ya
yüksekçe bir yere yumurta dikilir,
vurulması istenir. Ya cadde üstüne
salıncak kurulur. O salıncak
üstünede eşek ve oyuncu bir adam
çıkar. Seymenden onların indirilmesi
istenir. Ya traktör remorklarının
üstüne kule kurulur. Düğün sahibine
orada çay ikram edilir. Düğün
sahibide onun bahşişini verir. Bu
oyunların hepside kasıt değil
muhabbet için yapılır. Seymen kız
evinde durur. Davul zurna çok yanık
bir hava çalmaya başlar. Bu arada
yengeler kız evine girer gelini
çıkarırlar. Sağdıç anası kız evinden
bir bakır tabak ona vurmak için
tahta kaşık ve evin duvarından bir
çivi söker. Bu çivi oğlan evine
çakılır. Tabakta kaşık çalınarak
gidilir ve kaşık mutlaka kırılır.
Anlamı kızın bu evden nasibi
kesildi. Çivi ise buradan söküyor
gittiği eve çakıyoruz demektir.
Gelin giydirilirken de oğlan evi
tarafından özellikle gönderilen
kadınlar giydirilir. Evlenip
boşanmış olmayan iyi yuva kurmuş
kadınlardan gönderilir. Eşikliği
dışarı çıkarılan gelince en son
babası veya ağabeyisi tamam
anlamına gelen uygun bir bel bağı
bağlar. Bu arada kız evinin önünde,
seymene bahşiş olarak seymen
bayrağına 4-5 metrelik takı takılır.
Gelin çıkarıldıktan sonra seymen
yürüyüşe geçer. Mahalle sınırlarına
varana kadar, yola urgan gerilir,
düğün sahibinden bahşiş alınır.
Gelinin ana evinden çıktığının
işareti olarak gelinin işlemeli yüz
yastığı orada bulunan fakir bir
çocuğa verilir. O çocuk yastığı
doğruca güveye götürür. Güveyden
bahşişini alır. Eve teslim eder.
Seymen oğlan evine geldiği zaman,
seymen bayrağına bir takı da oğlan
evi takar. Bunun haricinde seymene
birer mendil de dağıtılır. Bu seymen
bahşişi gelenek halinde değildir.
Gelinin kollarına girmiş olan
yengeler, gelini oğlan evinin
eşikliğine kadar getirirler. Gelin,
kayınanasının ve kayınbabasının
ellerini öper, kayın babanın
ayaklarını öpmek için eğilir. Ama
baba “sağol yavrum” diyerek
öptürmez. Bu arada geline bahşiş
verir. Bu bahşişin üretken cinsinden
oması uygun olanıdır. Toprak, ağaç,
davar, ve inek cinsinden bir şey
olur. Gelin eşiklikte dururken,
düğün halkına şeker atılır. Gelinin
başına buğday serpilir. Önüne
tutulan tereyağından parmağıyla
alarak, kapının üst eşikliğine
bulaştırır. Anlamı;; bu yağ öydükçe,
girdikçe gelin de bu eve iyice öysün
ısınsın çıkmasın demektir. Şeker,
tatlılığın, buğday ise bereketin
işaretidir. Bu arada davul zurnaya
güreş havası çalması söylenir.
Ortada bir meydan açılarak, kayın
baba ile kayın ana güreştirilir.
Tahiyi hemen erkek tutulup
yatırılır. Kadının galibiyeti ilan
edilir. Alkışlanarak kutlanır. Bu
güreşin anlamı; biz karı koca
olarak, siz dostların gözü önünde
güreşerek bundan böyle çocuk yapma
işine son veriyor, bu görevi
evlendirdiğimiz oğlumuza veriyoruz
demektir.
Gelinin oğlan evine
teslimi bittikten sonra, seymen
düğün odasına çekilir. Başağalar
düğün sahibine hayırlı uğurlu
olmasını dilerler düğün sahibi varsa
hediyesini (çorap veya mendil) alır
seymene dağıtır. Bu dağıtma işini de
seymen çavuşu yapar. Hep beraber
düğün odasına çıkılır. Alacaklar
alınır, borçlar ödenir,
helalleşilir. Hayırlı uğurlu olması
dileğiyle bu merasim son bulur.
İKİNCİ DEFTER
Dan Davulu
Sabahın erken saati,
şafaktan önceki zamana dan karanlığı
denir. Dan davulu da işte bu
saatlerde, düğün odasından, davula
beş ile 6 tokmak vuruşuyla çalınan
davuldur. Bu işaret yaran
uşaklarının odaya çağrılması
işaretidir. Başağaların
belirtecekleri zaman içinde gelen
uşaklar cezadan kurtulurlar.
Zamanından önce gelenler ve geç
kalanlar cezalandırılırlar. Geç
kalanların evlerine bekçi
gönderilir. Bu bekçiler o kişiyi
evde tutarlar dışarı çıkmasına mani
olurlar. Şayet evine bekçi
gönderilen kişi, bekçileri kandırır
ve ellerinden kaçıp odaya gelmeyi
başarırsa, onun cezası ona giden
bekçilere verilir.
Evlerinde kalanlar için;
davul zurna, sabah erken saatlerde
uşakların kalabalıklarıyla o eve
varırlar. Kapı önüne bir eşek
çekilir. Cezalı olan kişi, nasıl
yakalandıysa öylece eşeğe ters
olarak bindirilir. Eli yüzü ocak
karası ile karalanır. Boynuna
koluna, ele geçen kötü şeyler (eski
giysi, eski eşya vs.) takılarak
gülünç duruma getirilir. Böylece geç
kalanlar hep toplanır. Bu curcunalı
ekip kahve ve köy odaları önünden
geçirilir. Oralardan bu ters eşek
üstündekilerin üzerlerine su atılır,
kül serpilir. Dolaşılarak düğün
odasına gelinir. Odada su ve sabun
hazırlanmıştır. Temizlikler yapılır.
Hep beraber sabah yemeği yenilir. Bu
arada usulsüzlük var ise, davacı
olan kişi yönünü başağalara döner ve
ortaya iki diz üstü oturur.
Şikâyetini söyler. Başağalar her iki
tarafı da dinler ve kendi aralarında
uygun bir ceza verirler. Çoğu zaman
her iki tarafa da aynı ceza verilir.
Bu cezalar ya bir iki kilogram şeker
ya da ayaklarına 3-5 tura vurmak
olur.
Tura
Eskiden bebek sarılan beyaz
kuşaklar, iki ucundan bükülerek elde
edilen bir sopa aracıdır. Şimdi ise
beyaz astarlardan yapılıyor.
Düğünlerde, orta oyunu olan tura
oyunu bu araçla oynanır. Tura oyunu
iki şekilde oynanır. Birincisi
karşılıklı iki ekip halinde,
diğerinde de çömelik olarak
oyunculara göre büyüklükte halka
olunur.
Karşılık turasında, bir
taraftan bir oyuncu çıkar, davul
zurnanın temposuna uyumlu olarak
ritmik hareketlerle ortaya gelir ve
karşı taraftan kendisine rakip
ister. Orta alanı geçmek karşı
tarafın alanını, topraklarını
koruyamaması anlamına gelir. Onun
için daha ortaya yere gelmeden karşı
taraftan koşan bir oyuncu onu
kovalar. Kaçan kişi elindeki turayı
sağ elle ve açık olarak kendi
arkadaşlarına vermek için koşar.
Kovalayan kişi karşı oyunculara tura
vurdurmadan kovaladığı kişiye vurma
hakkı vardır. Ayrıca oyuna
çıkmayanlara seyirci olup da oyuna
davet edilenlere de tura vurularak
oyuna davet edilir. Oyun alanından
geçen veya izleyen bu oyunun
meraklılarına koşulur, tura sıkıca
kaldırılıp yavaşça vurularak onların
gönlü alınmış olur. Bu oyuna en
uyumlu hava “Köroğlu” havasıdır.
Oturarak turası, tek
veya çift tura ile oynanır. Her
oyuncu çömelir, çömelmiş oyuncuların
dışında bir oyuncu döner ve birisine
turayı vurup elindeki turayı
bırakır. Tura vurulan kişi turayı
kaptığı gibi vuran oyuncuyu kovalar,
ta ki kendi yerine oturana kadar.
Yetiştiği yerde turayı vurma hakkı
vardir. Bu oyun böyle devam eder.
Oyunu değiştirmek isteyen oyuncu
turayı eline alarak ortaya gelir ve
“eş tut” diye bağırır. Oyuncular da
ayağa kalkarak ikişer kişi eş
tutarlar. Açıkta kalan oyuncuyu
ortadaki oyuncu kovalar. Kaçan
oyuncu eşlerden birisinin ya önüne
dikilir veya arkadakinin sırtına
biner, böylece açığa çıkan oyuncu
kovalanır. Oyun böylece devam eder.
Kaçan oyuncu yer bulup sığınamazsa
kovalayan kişi “alt üst” diye
bağırır ve oyuncular yer
değiştirirler. Bu kargaşada kaçan
oyuncu da bir yer bulur kurtulur.
Mendil Kaçırma Oyunu
Oyuncular eşit sayılarda
karşılıklı iki sıra oluştururlar.
Aradaki mesafenin orta yerine, bir
taş veya benzeri, onun da üzerine
bir mendil konulur. Oyunu yöneten
kişi, düdükle veya bir el işareti
ile karşılıklı iki oyuncu çağırır.
Mendilin başına gelen oyuncular zeka
ve becerilerini kullanarak
arkadaşına vurulmadan mendili
kaçırıp kendi sırasına koşar.
Vurulmadan kendi sırasına koşan
oyuncu hasmını esir almış olur. O
arada vurulursa, vuran kişi mendil
kaçıranı esir almış olur. Esir
alınanlar oyun dışı sayılır. Esir
alanlar ise yine taraflarında sıra
olurlar. Taraflardan birinde oyuncu
kalmadığında, o takım yenilmiş olur.
Yenik takım yenenlerin önünde
yerlerini alırlar. Oyunu yöneten
kişi, yenenleri yenilenlerin sırtına
bindirerek bir istikamet verir.
Davul zurna (Köroğlu cirit havasını)
çalar. Oyunun idarecisi elindeki
turna ile oyunun disiplinini ve
emirlerinin uygulanmasını sağlar.
Güvercin Taklası
Oyuncular dörder kişilik
iki grup teşkil ederler. Hangi
takımın yatacağını belirlemek için,
yazı tura veya yassı bir taşın bir
yüzüne tükürülerek yağlı-yavan
atılır. Kaybeden ekip yatmak için
karşılıklı iki kişi kafa kafaya
verir ve doksan derecelik eğilirler.
Diğer iki kişi sırt sırta gelirler,
yatanlar dikilenlerin bellerinden
tutar dikilenler de yatanların
kemerlerinden tutarak kurulan
köprüyü sağlamlaştırırlar. Atlayacak
olanlar sıra ile koşar gelirler.
Yatanın bel kısmına iki elini koyar,
havaya sıçrayarak kafasını
yatanların kafalarını koyar karşı
tarafa ayakları üstüne düşer. Bu
atlama devam eder. Atlayanlardan
birisi takla aşamazsa onlar yatar,
yatanlar atlar. Oyuna davul zurna
eşliğinde devam edilir.
Urganlı Kule
Mevcut oyuncular, iki
takım oluştururlar. Yatacaklar ve
atlayacaklar belirlenir. Yatanlar,
kollarını kenetleyerek bir halka
teşkil ederler. Oyunculardan uzun
boylu birisi içeriye girer. Urganın
bir ucunu eline alır. Urganın diğer
ucu çabuk, kurnaz diğer bir
oyuncunun elindedir. Dışarıdaki
oyuncu kuleyi korur. Elindeki urganı
bırakmadan dıştaki oyunculara ayağı
ile değmeye çalışırlar. Atlayanların
birisine değilince takımlar yer
değiştirir.
Sin Sin Oyunu
Önce, anladığımız
kadarıyla “sin” sözcüğünü açalım.
Sin, sinmek, gizlenmek, kendini
sipere almak, eğilerek veya sinerek
vücudunu gözükmeyecek pozisyona
getirmek, kedinin avına yaklaşması
gibi, sine sine hedef ulaşmak
anlamına gelir.
Sin sin oyunu ile,
tapmak, tapınmak, ateşe bağlılık
gibi hiçbir bağlantı yoktur.
Eldivan’daki sin sin oyunu, sadece
delikanlıların, düğünlerde gündüğün
oyun ve muhabbete doyamayıp, gecede
eğlenmek için yaparlar. Bu oyun için
oyun alanının orta yerine, bol
alevli yüksekçe çatılmış kuvvetli
bir ocağa ihtiyaç vardır. Bu ateş
yakılır. Oyuncular ocağın çevresinde
belli bir uzaklıkta dizilirler. Sin
sin oyunu, çabukluk, çeviklik
isteyen bir oyundur. Onun için ayağa
çarık, başa mendil bağlanır, bu
oyuna böyle gelinirdi. Şimdi ise
bunların yerini güncel giyisiler
almıştır.
Bu oyunda da davul zurna
Köroğlu cirit havasını çalar. Bir
oyuncu havaya uygun ritmik çirpınış
ve perdahlar yaparak ateş etrafına
gelir. Sağ kolu ateşten yana geri
geri dönmeye başlar. Gözü hep
kendisini kovalayacak oyuncuyu takip
eder. Arkadan ve yandan koşmak
kurallara aykırıdır. Sadece
oyuncunun karşısından koşulabilir.
Oyuncuların sıralandığı yere kadar
kovalama ve vurma sahasıdır. Ateş
çevresinde dönen oyuncuya,
kovalayacak oyuncu koşar, oyun
alanında yetişirse istediği şekilde
vurma, çelme, takma, ve tekme atma
hakkına sahiptir. İsterse, yetiştiği
halde vurmadan af edebilir, bu da
çok hoş karşılanır.
Sin sin oyunu, harman
yerlerinde ve köy meydanlarında
oynanır. Yerlisi, yabancısı, genci
yaşlısı, kendine güvenen herkes bu
oyuna iştirak edebilir. Ateş
çevresinde dönen oyuncuyu
kovalayacak oyuncu bir nara atarak
(Heyt!) diyerek koşar. Bu sesleniş
aynı zamanda üzerine koştuğu
oyuncuyu uyarmak içindir. (Kendini
koru, tedbirini al, ben geliyorum
demektir. Ateşin solundan kestirmece
koşup kovalamak kurallara aykırıdır.
Mutlaka ateşin sağından dolanarak,
oyuncuyu takip etmek mucburiyeti
vardir. Ateşin önüne çıkan oyuncu,
dönmeden, kenarda duran
arkadaşlarından birisinin bağrına
vurarak oyuna çağrıda bulunabilir.
Vuran dönüp kaçar, vurulan da onu
kovalar, böylece sin sin oyunu devam
eder.
Tura Oyunu
1 Karşılıklı Tura
Oyuncular karşılıklı iki küme
oluştururlar. Alanın durumuna göre
aralarında 60-80 m lik mesafe
bırakılır. Her iki tarafın ellerinde
bir tura vardır. Oyunculardan birisi
elinde tura ile karşı taraftakilere
meydan okurcasına davul zurnanın
havasına uyumlu ritmik hareketler
yapar.Karşı taraftan eli turalı bir
oyuncu, onu kümesine ( çıkış yeri,
ekip arkadaşlarının oluşturduğu
küme) kadar kovalar yetişince4
vurur. Ancak önce meydana çıkan
oyuncu kaçarken kendi
arkadaşlarından birisi onu kıstırmak
için önüne koşar. Arkadaşlarının
elinden turayı alınca tura vurma
hakkıda onun olur.Bu seferde diğer
oyuncu kendi tarafına kaçmak
mecburiyetinde kalır.Kaçan oyuncu
darda kalınca elindeki turayı
arkadaşlarına atar. Turayı havada
kapan bir oyuncu hemen arkadaşının
imdadına koşar. Oyun böylece çok
akıcı ve heyecanlı bir şekilde devam
eder.
2 Oturma turası
Oyuna katılan oyuncular daire
düzeninde çömelirler. Turalı bir
oyuncu oyuncuların arkalarından
dolanırken birisine turayı vurur ve
arkasına bırakır. Tura vururken
oyuncu yerdeki turayı kaptığı gibi
vuranı kovalar ta kendi yerine
oturana kadar yetiştiği yerde
vurur.Koşarken ve kovalarken
oturanların arasından geçilmez.
Turayı alanın kaçan oyuncuyu oturma
yerine kadar kovalama mecburiyeti
yoktur. Hemen bir başka arkadaşına
vurur ve oyun akıcılık kazanır. Bu
oyuna bağlı olarak eline turayı alan
bir oyuncu orta yere gelerek “eş bul
kurtul” der. Oyuncular ayağa
kalkarak ikişer eş tutarlar. Açıkta
kalan bir oyuncuyu turalı olan
kovalamaya başlar. Kaçan oyuncu
eşlerden birisinin ya önüne durur
veya sırtına biner. Bu sırada oyun
idarecisi”Alt Üst” der oyuncular yer
değiştirirler. Açıkta kalan oyuncuyu
kovalamaya başlar.Oyunda heyecanlı
bir şekilde devam eder.
Mendil Kaçırma Oyunu
Oyuncular eşit sayılarda karşılıklı
iki sıra oluştururlar. Alanın
durumuna göre ara mesafe 30-40 adım
olur. Tam
orta yere bir taş ve üstüne bir
mendil konur.Oyunun idarecisi bir
komutla ( düdük ve ıslık) karşılıklı
iki oyuncuyu mendil başına çağırır.
Bu oyuncular mendile el değmeden
etrafında dönmeye başlarlar.
Birbirlerini kandırmaya çalışırlar.
Mendile elini deyen oyuncuya öteki
oyuncu el vurur ve onu esir almış
olur. Amaç Eşe vurulmadan mendili
kendi çizgisine kadar kaçırmaktır.
Veya mendili kaçırana çizgisine
ulaşmadan vurmaktır.Esir olanlar
oyundan çıkarlar. Esir alanlar ise
taraflarında tekrar sıraya geçerler.
Taraflardan birisinin oyuncusu
kalmadığında, o takım yenilmiş
sayılır. Oyunun hakemi yenik takım
oyuncularını yenen yakım
oyuncularının önünde sıraya geçirir.
Yenen oyuncuların eşlerinin sırtına
binmelerini söyler. Bu arada davul
zurna Köroğlu cızıt havasını çalar.
Oyun hakemi eline turayı alır,
geride kalanı turalayarak gösterilen
mesafeye kadar cezanın uygulanmasını
sağlar
Orta Oyunları
1 Değirmeni Döndermeli
Oyun ebesi, oyunu idare
edecek kişi oyuna iştirak edecek
oyun arkadaşlarını ortaya çeker.
Yuvarlak bir şekilde otururlar. Sol
ayaklarını, önlerinde oturanların
kucaklarına verirler. Her oyuncu
önüne aldığı arkadaşının ayak
parmaklarından sol eliyle tutar. Sağ
eli ile rahatça ayak tabanına
vuracak şekilde bekler. Oyun ebesi,
solundaki oyuncunun ayağına vurarak
tekerlemesini söylemeye başlar.
Benim bir değirmenim var
İndirmeli bindirmeli
Pergele verip döndermeli
İndiremezsem bindiremezsem
Pergele verip dönderemezsem
Ver arkadaşına
İndirsin bindirsin
Pergele verip döndersin
Her oyuncu aldığı dersi solundaki
arkadaşına aktarır. Yanılanların
dersi bir önceki oyuncu tarafından
tekrar edilir.
2. Yaz Köşesi
Şu köşe yaz köşesi
Şu köşe kış köşesi
Her oyuncu çabuk çabuk yanılmadan üç
defa söyler. Söyleyemeyenlere söz
tekrar ettirilir.
3. Dal Kartal
Dal dartar
Kartal kalkar.
Çabuk çabuk üç kez üst
üste söylenmesi istenir.
4. Kirpi
Büyük kirpiği bitli kör kirpi
Küçük kirpiği bitli kör kirpiyi
bitlemeseydi
Küçük kirpiği bitli kör kirpi
Büyük kirpiği bitli kör kirpiyi
bitlemezdi.
5. Topal Çoban
Şu karşıda topal çoban
Yapar satar çatal saban
Topal çoban olmasaydı
Kim yapar satardı çatal
saban.
6. Emiş-Memiş
Emişle memiş
Mahkemeye gitmiş
Mahkemeleşmiş mi?
Mahkemeleşmemiş mi?
7. Dana Alalım
Baba iller dana almış
Danalanmış
Biz de dana alalım da
Danalanalım.
8. Hoşafla Kaşık
Beş tas hoşaf
Beş deste kaşık
Bu yanıltmaca da üç kez
üst üste çabuk çabuk söylenir.
9. Sarımsak
Bir tabak kabak
Sarımsaklasak da mı
saklasak?
Sarımsaklamasak da mı
saklasak?
10. Kavaklar
Benim sana verdiğim
kavakları
Yazın yazın yeşertmeli
Güzün güzün sarartmalı
Kışın kışın karartmalı
Yazın yazın
yeşertemezsen
Güzün güzün
sarartamazsan
Kışın kışın
karartamazsan
Ver arkadaşına
Yazın yazın yeşertsin
Güzün güzün sarartsın
Kışın kışın karartsın.
11. Badana
Şu duvarı
Badanalamalı mı?
Badanalamamalı mı?
Orta Oyunları
Bu oyunlarda gençler,
mukavemet, sabır, saygı, oyun
kurallarına uyma, disiplin,
erkeklik, mertlik kurallarıyla iyice
yoğrulup, bu yarenlerde
pekiştirilirler. Yaran sohbetinin
bir sırrı dışarıda konu edilirse,
onu söyleyen uşak için, başağalardan
birisi, tenbükçüye o kişinin adını
söyleyerek; “Ayakkabısını ortaya
getirin” der. Buna yarenden atma
denir. Ayakkabısı ortaya konan kişi,
ayakkabısını alarak yareni terk
eder.
Bir başka yaran, “Onun
suçu yoktu” diye savunacak olursa,
hemen başağa, “Onun da ayakkabısını
getirin” der, o da yaren dışı
edilir.
Başağaların kararları
acımasız ve kesindir.
Orta oyunları, çok
hareketlidir. Dikkat isteyen,
savunma hakkını arama esasına
dayanan oyunlardan birkaç örnek
verelim.
1. Benim Tavuğumu Kim Çaldı
Oyunu yönetecek, oyunun
ebesi, oyun arkadaşlarını ortaya
çıkarır ve iki diz üstü otururlar.
Ortalarına içi su dolu bir kap
konulur. Ellerine mendillerini
alırlar. Başları açılır,
mendillerinin ucu suya bandırılır.
Ebe: “Arkadaşlar
aramızda bir tavuk hırsızı var,
şimdi onu bulacağız” der, ve
karşısındakinin kafasına vurarak,
“Benim tavuğumu kim çaldı?” der. O
da kendisine vurana vurarak, “Ben
çalmadım” der. İlk vuran kişi ikinci
defa vurarak, “Ya kim çaldı?”
diyerek. O da üçüncü kişiye vurarak,
“İşte bu çaldı” der ve ucu suya
bandırılmış mendili vurur. Üçüncü
kişi suçlamayı kabul etmez, “Ben
çalmadım” diyerek kendisine vurana
cevap verir. Suçu kimse kabul etmek
istemez, en sonunda birisi “Ben
çaldım” diyerek suçu üstlenir ve
oyun da sona erer. Oyun üç kişiden
az, beş kişiden çok oyuncuyla
oynanmaz.
Oyun içinde şaşıran,
oyunun akışını bozup yanılan olursa,
oyunun ebesi, önündeki su kabını o
oyuncunun başına geçirir ve “Hırsızı
yakaladık” diyerek de oyun sona
erdirilir.
2. Eşim Yüküm Ağır
Altı veya sekiz oyuncu
karşılıklı iki diz üstü otururlar.Bu
oyun arkadaş savunması .
Oyunudur.
Oyunu yönetecek ebe
elinde bulunan (su dolu ibrik,
sürahi v,b.gibi ağırlık) eşyayı
karşısında oturan eşine vererek
desteksiz ve düz tutmasını ister ve
sorar :
Eşim eşim şaşkın eşim
Kulağı kuyruğu düşkün
eşim
Sen o yükü elinde ne
taşıyıp durursun.
Eşi : Ben taşımayımda, Kim
taşısın der.
Ebe : Başka bir oyuncunun ismini
söyleyerek Ver Ali taşısın der.
Hemen Alinin karşısında oturan eşi;
Ali taşıyamaz diyerek sertçe çıkış
yapar.
O da sorar, “Ya kim
taşısın?” der. Kime, hangi oyuncuya
taşıtacaksa onun adını söyler. “Ver
Mehmet taşısın” diyerek savuşturur.
Oyun sırasında yanılan
oyuncuya, oyuncuların hepsi ağız
birliği ile şu sözleri müzikli bir
biçimde söylerler.
“Al karayı, çal karayı,
gördünüz mü maskarayı” derler.
O yanılan oyuncunun
alnına daha önceden hazırlanmış (
soba karası, ocak karası ve ne
varsa) o çalınır. Bu oyuncunun adı
artık, bir karalı Ahmet veya Mehmet
olmuştur. O oyuncuya bir karalı
demeyen oyuncular yanılmış olurlar.
Oyun sırasında yanılanlara aynı
işlemler uygulanır. Karalama
arttıkça oyunun zevki de artar.
Seyircilerin alkışları ile oyun sona
erer.
3 Battı
Battı Oyunu
Oyuncular daire
düzeninde otururlar. Ayaklarını
ortada birbirine dayarlar. Dizler
biraz kırılır. Oyuncular ellerini
dizlerinin altına sokarlar. Oyun
ebesi oyunculardan birisini ortada
birleşen ayaklarının üstüne
oturtarak, elindeki mendili
gösterir, “Bu mendili bulacaksın”
der. “Yönünü öte dön” der ve
mendille sırtına vurarak hep bir
ağızdan “battı battı” denilerek
mendil dizler altından dolaştırılır.
Hangi oyuncu vurmaya müsait ise,
ortadaki oyuncuya arkadan vurarak
“Battı Battı!” denilir, oyun devam
eder. Bu arada ortadaki oyuncu
mendili kimde yakalarsa o ortaya
gelir, ortadaki de onun yerini alır.
Oyun böyle devam ederken, oyunu
bilmeyen bir misafir veya herhangi
bir oyuncu bulunursa, oyun ebesi, o
oyuncuyu ortaya getirir. Daha önce
cebine hazırladığı düdüğü ortadaki
oyuncunun sırtına bir iğne ile
tuttururlar, ve derler ki, “Mendili
bulmak zor, şu düdüğü bulacaksın”
diyerek düdüğü öttürür ve battı
battı devam eder. Her önüne gelen
öttüreceğinden oyun iyice kızışır.
Ebe yeterli gördüğünde oyunu sona
erdirir.
4 Deveci Biro
Eline turayı alan bir
oyuncu ortaya çıkar. Gözüne
kestirdiği bir arkadaşını ortaya
çağırır. Sırt üstü yatarak
ayaklarını havaya kaldırmasını
ister. Elindeki turayı arkadaşının
ayaklarına vurarak Deveci Biro der.
Vurulan oyuncu “Biro der. İkinci
vuruşunda “ Deve güdermisin der.
Yatan – Güderim der. Üçüncü defa
vurur. Kim ile der ve turayı yatan
oyuncuya teslim eder. O oyuncuda
çevresine bakarak kimi isterse onu
işaret eder ve ortaya çağırır,
oyunda bçyle devam eder.
5 Deve
tepmesi, katır çiltesi.
Oyuncular iki diz üstü daire
biçiminde otururlar. Oyun ebesi
sağında oturana, sol dizinin üstüne
gelerek sağ ayağı ile kabasına vurur
ve “ Deve Tepmesi” der.Her oyuncu
aynı sözü ve tepmeyi ebeye
kadardolandırır. Ebe ikinci tura
yine deve tepmesini yapar ilave
olarakta iki ayağı ile vurur onada
katır çiltesi der.Bu da dolanır. Ebe
üçüncü tura ilk ikiyi söyler teper
ilave olarak kafası ile sağındakinin
göğsüne vurur. Bunada “ öküz süsmesi
der. Oda tamamlanır. Dördüncü turda
sağ eli ile arkadaşının sol yanağına
–Genç oğlan şamarı- diyerek
vurur.Beşinci turda, sol eli sağ
yanak üstüne vurarak – Helvacı
tımarı der. Ebeye kadar dolanır oyun
biter. Oyunculardan yanılan olursa
bir üstünde bulunan sözleri ve
vuruşları tekrarlayarak öğretir.
6-Uyuz
Yarasa Kuşu
Oyunu uygulayacak kişi dışarıdan
gelir. Selam vererek orta yere
dikilir. Elindeki düğüm yapılmış
mendili göstererek ben bir yarasa
kuşu tuttum oda uyuz imiş, ben
uçuruyorum kimin üstüne konarsa
uyuzu bulaşır. Diyerek birinin
üstüne atar ve peşinden koşar
elindeki tura ile kuş nereye konarsa
oradakileri tura ile döver. Kimse
üstüne kondurmak istemez.. Kuşun
pencereden uçması veya kaybolması
ile oyun son bulur.
7- Deve
Çekme
Bu
oyun yüzük oyunundan sonra yenen
tarafın yenilenlere uyguladığı ceza
olarak uygulanır. Oyunu yapacak kişi
dışarıda güzel bir deve yapar. Zilli
yılar takarak yedeğine alır. Elinde
bir tef ile türkü söyleyecek sohbet
yerine gelir.Deveci ile dolanmaya
başlar. Bu arada deve kükreyerek
yenilenler üzerine saldırır onları
çiğner ısırır teper.deveci sahip
olmaya çalışsada azgın deve arada
bir saldırarak onların üstüne un
püskürür. Deveci oyunu tadında
bırakılarak devecisini alır çıkar
oyun sona erer.
8-Arı Vız
Orta yere beş altı oyuncu çıkar
içlerinden birisi ön tarafa çıkar
sağ eli ile sağ göğsüne at gözlüğü
gibi siper yapar. Sol elini sağ
koltuğunun altına el içi dışa açık
olarak tutar.
Arkada duran
oyunculardan birisi eli ile
öndekinin koltuk altındaki açık
elinevurur. Arkadakilerin hepside
vızıldayarak vuran oyuncunun
bilinmemesine çalışırlar. Vuran
kişiyi tanırsa o oyuncu öne çıkar.
Oyunda böyle devam eder.
9- Eşini
Kolla
Oyun
ebesi yanına bir eş alarak orta yere
yatarlar. Üstlerinede bir örtü (
battaniye ) örterler. Yan
taraflarına ikişer oyuncu oturur.
Bunların önünde de birer sopa
vardır. Ebe eşine söyler. Bana kim
vurursa sen bileceksin. Sana kim
vurursa ben bileceğim der ve örtünün
altına yatarlar. Ders böyle verilir
ama ebe yanına sakladığı sopa ile
kendisine vurursa da yanındaki eşini
hep kendisi döver.
10- Arı Sokacak
Arı olacak oyuncu yanına
iki oyuncu alarak ortaya gelir,
başına bir şapka geçirir. İki yanına
aldığı oyuncuların ayaklarına
basarak soktuğu zaman (yani vurduğu
anda) kafasına vurup şapkayı
düşürmelerini ister. Oyuncular da
dıştaki ellerini, elin içi dışa
dönük şekilde suratlarına tutarlar.
İçteki kolları havada arıya vuracak
şekilde beklerler. Bu arada arı, iki
eli ile burnunu titreştirerek
vızıldamaya başlar. Her ikisini de
vuracakmış gibi sakındırır. Kimi
müsait bulursa ona vurur ve öne
eğilir. Oyuncu arıya vurur, şapkayı
düşürürse o arı olur. Yer
değiştirirler, oyun da böylece devam
eder.
11- Dur Vur
Oyun ekibi orta yere
yedi tane oyuncu çıkartır. İki diz
üstü gelerek daire biçimde
otururlar. Sekizinci kişiyi orta
yere oturtur ve başını dizlerinin
üstüne koyarak kenardakileri
numaralandırır. Sağındakilere bir
iki üç, solundakilere de bir iki üç
diye numara verir. Karşısındaki de
çavuş olur. Ebe, sert komutlarla
numaraları söyleyerek “Vur” veya
“Dur” der. Yanılan oyuncu ortaya
gelir. Ortadaki onun yerini ve
numarasını alır. Her ortaya gelen
oyuncuya yatırdıktan sonra hep
beraber “Ateş” diye komut verir.
Hepsi birden ellerini vururlar. Önce
ve sonra vuranlar yanılmış sayılarak
ortaya çekilirler.
12- Sınır Kavgası
İki tarla sahibi
sırtlarına iki kişi bindirirler.
Ayakları ve elleri önden bağlanır.
Yine bir kişinin de elleri bağlanır.
Ayakları kollarından geçirilerek
ortaya bırakılır. Bu ortadaki sınır
taşı olur. Her iki mal sahibi sınır
taşının yanına gelirler. Birisi “Bu
taş dün şurada idi” diyerek taşı
yuvarlar, öteki oyuncu gelir, “Bu
taşın yeri yine değişmiş” diyerek
eski yerine yuvarlar. Sonunda iki
tarla sahibi yüz yüze gelirler.
Başlarlar sınır kavgasına.
Ayaklarındaki lastikleri çıkartarak
birbirlerinin sırtlarındaki
kamburlarına vurmaya başlarlar. Bu
arada taşı da ihmal etmezler.
Sonunda bir komşu ayırmaya gelir,
onu da pataklarlar (döverler).
Oyunun sonunda anlaşır,
kucaklaşırlar helalleşirler ve oyun
sona erer.
13- Şildir Şip
Bir oyuncu yanına aldığı
iki oyuncu ile ortaya gelir.
Elindeki su dolu kabı önüne koyar.
İki oyuncuyu da sağına soluna
oturtturur. Kendisinden yana olan
bacaklarını dizlerine kadar
sıvamalarını ister. Ellerine birer
sopa verir. Der ki; “Ben elimle
senin bacağına vururken, elimi orada
yakalarsan sopa ile bileğime
vuracaksın.” Su ile yağladığı
ellerini hafif kıvrılmış bacakları
altına gizler. Yanındakilere süratle
elinin üstünü vurur ve gizler.
Şildir Şip oyunu da böylece devam
eder.
Bu oyunlarda gençler
mukavemet, sabır, saygı, sevgi, oyun
kurallarına uyma, disiplin,
erkeklik, mertlik kurallarıyla iyice
yoğrulup bu yaranlerde
şekillendirilirler. Yaren sohbetinin
bir sırrı dışarıda konu edilirse onu
yapan kişi (uşak) sohbet sonunda
misafirler uğurlandıktan sonra
ortaya çağrılır, iki diz üstü
oturtulup ifadesi alınır. Başağalar
suçlu görürlerse ayakkabısını
getirin derler. Böylece o kişi o
yarandan atılmış olur. Karara itiraz
eden kişi olursa o da aynı şekilde
ifadesi alınmadan yarandan atılır.
Baştan da söylediğimiz gibi karalar
acımasız ve kesindir.