ANASAYFA

REHBER ÇALIŞMALARIMIZ FOTO GALERİ ULAŞIM

Kirazı, mesire yerleri ve otantik Yâran’ı ile ünlü Eldivan’ın kuzeyinde Korgun, doğusunda Çankırı, güneyinde Ankara, batısında Şabanözü, kuzeybatısında Korgun ile komşudur. 341 km² lik bir alana sahip olup rakımı 1 094 m. Çankırı kentine uzaklığı 18 km.dir. İlin güneybatısında yer alır.Toplam nüfusu 5711 olup bunun 3 246’sı ilçe merkezinde yaşamaktadır (2007). İlçe genelinde kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak karasal iklim hâkimdir. Ortalama yaz sıcaklığı 34 ºC iken kışın sıcaklık 1-23 ºC arasında değişir. Ankara’ya Eldivan-Çankırı-Ankara veya Eldivan-Şabanözü Çubuk-Ankara yolu ile ulaşılır. Bahar ve yaz ayları gezmek için en güzel zamandır.

  ADI: 1276 tarihli Osmanlı kayıtlarında adı Dumlu olarak geçmektedir. Dumlu adı Dümeli’ye (Dümelli) dönüşmüş ve 1.4.1960 tarihinde bu ad değiştirilerek Eldivan yapılmıştır. Eski adı olan Dümelli adı ilçenin kuzeyini çevreleyen Dümelli ovasından kaynaklanmaktadır. 1958 yılında ilçe yapılmıştır.Anadolu’nun Türkleşmesinden sonra, İlçenin yakınında bulunan dağ bir toplanma yeri olmuş ve adına Er divanı denmiş daha sonraları halk arasında İldivan dağı denmeye başlanmıştır. Dümeli yerine Eldivan adı verilirken İldivan, Eldivan olarak benimsenmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Geçmişte her yıl panayır yapılır ve panayır sırasında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde panayıra gelen sporcular burada güreş müsabakaları yaparmış. Bu nedenle buraya Er divanı adının verilmiş olduğu, adının buradan geldiği rivayeten anlatılmaktadır.  
                                                 
   

TARİHİMİZ

İlçenin tarihi, M.Ö. 300 ve 400 yılları arasında Makedonya ve Pafloganya krallıkları daha sonra ise Galatlar ve Romalılara kadar dayanmaktadır. Malazgirt Savaşından sonra 1083 yılında Çankırı' nın fethi ile Dümeli, Tatar, Ayrancı, İmamlar, İbiş ve Kayı boyuna ait Türkler buraya gelerek yerleştiler. Hisarcıkkayı, Gölezkayı gibi köy isimleri bugün dahi hayatiyetlerini korumaktadırlar. Selçuklu ve Candaroğulları hakimiyetinde kalan Eldivan,1383 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.Eldivan ilçesi ismini kuzeyini Dümelli ovasının ve Yanlar deresinin çevirdiği dağdan almaktadır. Bu dağa halk İldivan dağı demektedir. Bu dağ 1071'den sonra Anadolu'ya yayılan Türkler için toplanma yeri olmuş ve adına da Er divanı denilmiş olup, sonraları kelime şekil değiştirerek Eldivan adını almıştır.Eldivan civarında tarihi bir esere rastlanılmamaktadır.Yalnızca Tarihi eser niteliği taşıyan Küçük Hacıbey Camii ve Seydiköy Camii gibi yapıtlara sahiptir.Ayrıca Orta ve Son Tunç Çağını temsil eden Dümeli Höyüğü ve Sarayköy,Hisarcık arasında eski dönemlere ait harabelere rastlanmaktadır. Selçuklular zamanında buraya gelen Hacı Murad-ı Veli isminde bir Türk Büyüğünün mezarı ile Gölez Köyünde 1738 yılında vefat eden Sultan Bedrettin isminde bir zatın mezarı bulunmaktadır.

Çankırı'ya 18 kilometre uzaklıkta olup ,il merkezinin güney batısında kurulmuştur.İlçe topraklarının kuzeyinde Korgun,doğusunda Çankırı,güneyinde Ankara ve batısında Şabanözü ilçesi vardır.346 km karelik bir yüzölçümüne sahiptir. İlçede halkının başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.Karasal iklimin egemen olduğu ilçede yazları sıcak kışları soğuk ve  karlı geçer.

Dağlık alanlar çam ağaçları ve meşe koruklarıyla kaplıdır.Orman dışı alan da ise yabani meyve türleri yetişir.İlçe sebze ve meyve yetiştiriciliğinde ön plana çıkmıştır.Türkiye'nin  en önemli kiraz bağları Eldivan ilçesinde bulunmaktadır.

Eldivan'ın tarihi ve mimari yapılarından birisi ; Gölez Köyü'nde bulunan Eski Camii'dir.Yapılış tarihi bilinmemektedir. Kare planlı ve pandantif geçişli kubbe ile örtülü iken kubbesinin yıkılması üzerine ahşap çatı ile kapatılmıştır. Minare; kuzeybatı köşede, kare kaideli, silindirik gövdeli ve pabuçluktan yukarısı yıkıktır. Duvarlar kireç taşı, doğu cephede bulunan pencerelerin korkulukları taştandır. Mihrabı taştan ve kavsarası dört sıra mukarnaslıdır. Niş kısmında geometrik desenler, ilk mukarnas dizisinde rozetler görülür.Bir değer mimari yanıysa, Seydiköy'ünde bulunan Hacı Murad-ı Velî Türbe ve Camii'dir. Eser; moloz taştan yapılmış, yalın, ahşap çatılıdır. Cami ve türbe iç içe aynı yapı altındadır. Hacı Murad-ı Veli’nin ölüm tarihi 1207 olduğuna göre,türbe bu tarihten sonra yapılmış, Çeşitli dönemlerde yapılan bakım ve onarımlarla bugünkü şeklini almıştır. Camii, boyuna dikdörtgen planlı, düz ahşap tavanlı, türbe kısmının üzerini de kapatacak biçimde alaturka  kiremit kaplı çatılıdır. Güneybatı köşede tuğladan sekiz sıra kirpi saçaklı pah yer alır.

Camii'nin doğu duvarına bitişik türbenin kare planlı ve ahşap tavanlı ön mekanında Hacı Murad-ı Veli’nin oğlu ve kızlarının sandukası ile yörede kutsal sayılan iki göktaşı bulunur. Hacı Murad-ı Veli’nin kabrinin bulunduğu asıl türbe, kare planlı ve tromp geçişli kubbe ile örtülüdür.
Mimari  olarak büyük bir özelliği  bulunmamakla birlikte,Horasan Erenleri'nden olan Hacı Murad-ı Veli'nin Türbe'si olması sebebiyle önem arzetmekte ve çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.
Eldivan ilçesi,nadide tabii güzelliklere ve günübirlik imkanlara sahip bir yerleşim yeridir. Eldivan Dağı'nın İlçe'ye bakan tarafları çoğunlukla çam olmak üzere meşe, yabani fındık, dağ kavağı ağaçlarıyla ve zengin bir orman altı bitki örtüsüyle kaplıdır. Bülbül Pınarı mesire yeri;Eldivan Dağı eteklerinde,ovaya hakim bir tepe de,muhteşem manzarasıyla günübirlik geziler için tercih edilen bir mekandır. İlçe Merkezi'ne 5 km. mesafede bulunan Bülbül Pınarı Orman İçi Mesire Yeri'ne asfalt  bir yolla ulaşılmaktadır. Bahar ve yaz günlerinde yoğun bir ziyaretçi akımına uğrayan mesire yerinde geniş bir alana yayılmış ocaklıklar,  çeşmeler,  yağmur barınağı, seyir teras kulesi ve yataklı bungalov tipi bir dinlenme evi bulunmaktadır. Bülbül Pınarı Mesire Yeri'nin dışında Karadere ve Saray Göletleri çevreleri ile orman içindeki çeşme ve su kaynakları civarında da çok sayıda piknik ve kamp yapmaya elverişli alanlar mevcuttur.
 Tabii güzelliklerinin yanı sıra kiraz üretimi ile de meşhur olan Eldivan İlçemizde, Kiraz Bayramı geleneğini sürdürmek amacıyla düzenlenen festival, geleneksel olarak devam ettirilmektedir. Cuma günü başlayan ve üç gün süren etkinliklerin birinci gününde Hacı Murad-ı Veli anılmakta; ikinci gün  kiraz yarışmaları, mahalli ve milli oyunlar, gençlik ve halk konserleri, sergiler, THK tarafından paraşüt atlayışları gerçekleştirilmekte; üçüncü gün ise milli düzeyde yağlı pehlivan güreşleri yapılmaktadır.

  TARİHİ: 2000 yılında Paflagonya Yüzey Araştırmaları Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda, Eldivan bölgesinde Paleolitik Dönemde insanlar tarafından kullanılan el âletleri bulundu. Bu dönem günümüzden 10 bin yıl öncesinden daha gerilere 100 bin yıl önceye kadar gitmektedir. Görülüyor ki bölgenin iskâna açılması çok eskilere dayanmaktadır. Tarih devirleri içinde, Anadolu’da yazılı tarihin başlangıcı Hititler ile olmuştur. İlçe sınırları içinde: Sarayköy-Hisarcık arasında kale harabeler vardır. Ayrıca Orta ve Son Tunç çağlarına tarihlenen Dümeli Höyüğü’de buradadır. Çanak, çömlek parçaları bulunmuştur. Roma ve Bizans dönemlerine ait gözetleme kuleleri ve kilise temel kalıntılarına rastlanmıştır. Hisarcıkkayı ve Eldivan dağında Geç Roma, Erken Bizans dönemlerinde metalurjik faaliyetin varlığını kanıtlayan izabe fırın ortaya çıkarılmış ise de halk tarafından yağma edilmiştir. Hititler sonrası Çankırı’ya hükmetmiş bütün kavimlerin varlığı Eldivan’da da sürmüştür. Hititlerin yıkılması ve tarih sahnesinden silinmeleri sonucu başlayan Karanlık Devirde bölgeye çok sayıda Deniz kavmi gelmiş ve yaşam sürmüştür. Pyhrigler, Medler, Galatlar, Makedonyalılar, Paflagonyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslar olmak üzere daha birçok sayıda değişik kavimler gelerek yerleşmiştir. Çankırı’nın Karatekin Bey tarafından fethi ile birlikte tahminen bölge 1082-1083’de Karatekin Beyliği sınırları içine dahil edilmiş ve yönetilmiştir. Eldivan: Bizans, Selçuklu, Candaroğulları ve Haçlı ordularının (1135-1137) ve Moğolların kısa sürelerle de olsa egemenliği altına girmiştir. I Mesud, Eldivan’ı Haçlıların elinden 1137’de tekrar geri almış ve Eldivan’ın Osmanlı topraklarına katılışı Yıldırım Beyazıt zamanında 1383 yılında gerçekleşmiştir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve daha sonraları meydana gelen Moğol istilası sırasında çok sayıda Alperen Anadolu’ya gelerek gazalarda bulunmuş, tekke ve zâviyeler kurarak halkı irşâd etmiştir. Horasan erenlerinden olan Hacı Murad-ı Veli’de Seydi köye gelerek yerleşmiş ve bölgenin irşâd edilmesinde, İslamlaşmasında yararları olmuştur. Osmanlı döneminde Çankırı sancağının bir köyü olan Eldivan, 1931’de belediye, 1944 yılında bucak merkezi (nahiye), 1 Nisan 1960 yılında Dümeli adı değiştirilerek Eldivan olmuş ve ilçe yapılmıştır.

  GEZELİM-GÖRELİM : ANTİK YERLEŞİM YERLERİ: Sarayköy,Hisarcık arasında eski dönemlere ait harabelere rastlanmaktadır. ELDİVAN HÖYÜĞÜ ; Çankırı’ya 16 km. uzaklıktaki Eldivan İlçesinin yaklaşık olarak 2 km. kuzeyindedir. Çankırı-Eldivan karayolunun ise kuzeyinde yer almaktadır. Ova ortasında 15-20 metre yüksekliğinde olup, tahmini 125-200 metre çapında yayvan ve oval konumdadır. Yüzeydeki seramik buluntuları, İÖ. 3000-2000 (Eski Tunç Çağı) bin yılı iskanı dışında, İÖ. II.binde kuvvetli bir Hitit yerleşmesinin varlığını göstermektedir. Ayrıca Roma Dönemine tarihlenen buluntular höyüğün milattan sonraki dönemlerde de iskân edildiğini kanıtlamaktadır. Dümeli höyüğü: Son Tunç Çağını temsil eder.

  İNANÇ TURİZMİ-KUTSAL MEKANLAR: Köylerde bulunan Türbe ve Yatırlar: Elmacı (Eldivan’a 13 km uzaklıktadır) Akbulut mahallesinde Dede Yatırı. Hisarcıkkayı’da (Eldivan’a 54 km uzaklıktadır) Kadirşah Türbesi. Küçükhacıbey’de (Eldivan’a57 km uzaklıktadır) Çam ve Pazarduran türbeleri. Sarıtarla’da (Eldivan’a 11 km uzaklıktadır) Hacı Zekeriya türbesi. Seydiköy’de (Eldivan’a 11 km uzaklıktadır) Hacı Murad-ı Veli türbesi. Sarayköy’de Kız türesi. Gölez’de Horasani Sultan Bedrettin türbesi (1738 tarihli).

  HACI MURAD-I VELİ TÜRBESİ VE CAMİSİ (Eldivan’a 11 km uzaklıktadır): Seydi köyde bulunan Cami ve türbe iç içe aynı yapı altındadır, moloz taş tan yapılmış, yalın, ahşap çatılıdır. Hacı Murad-ı Veli’nin ölüm tarihi 1207 olduğuna göre,türbe bu tarihten sonra yapılmış, Çeşitli dönemlerde yapılan bakım ve onarımlarla bugünkü şeklini almıştır. Cami, boyuna dikdörtgen planlı, düz ahşap tavanlı, türbe kısmının üzerini de kapatacak biçimde alaturka kiremit kaplı çatılıdır. Güneybatı köşede tuğladan sekiz sıra kirpi saçaklı pah yer alır. Camii'nin doğu duvarına bitişik türbenin kare planlı ve ahşap tavanlı ön mekanında Hacı Murad-ı Veli’nin oğlu ve kızlarının sandukası ile yörede kutsal sayılan iki göktaşı (yuda taşı) bulunur. Hacı Murad-ı Veli’nin kabrinin bulunduğu asıl türbe, kare planlı ve tromp geçişli kubbe ile örtülüdür. Mimari olarak büyük bir özelliği bulunmamakla birlikte, Horasan Erenleri'nden olan Hacı Murad-ı Veli'nin Türbe'si olması sebebiyle önem arz etmekte ve çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

  CAMİLER : Köylerde bulunan tarihi camiler: Küçükhacıbey (Eldivan’a 57 km uzaklıktadır), Seydiköy (Eldivan’a11 km uzaklıktadır), Gölez (Eldivan’a 10 km uzaklıktadır) GÖLEZ ESKİ CAMİS İ (Eldivan’a 10 km uzaklıktadır): Gölez köyündedir, giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesinin tahrip olması ve aşınması nedeniyle yapım tarihi okunamamıştır. Caminin orijinali kare planlı ve pandatif geçişli kubbe ile örtülü iken kubbenin yıkılması sonucu ahşap çatı ile örtülmüştür. Nakarnaslı ve taştan olan mihrabı orijinal yapıya aittir. Geometrik desen ve rozetlerin bulunduğu cami otantik durumunu kaybetmiştir. Minare; kuzeybatı köşede, kare kaideli, silindirik gövdeli ve pabuçluktan yukarısı yıkıktır.Taş duvarlı, kare gövde üzerine silindirik minarelidir. Duvarlar kireç taşı, doğu cephede bulunan pencerelerin korkulukları taştandır. Niş kısmında geometrik desenler, ilk mukarnas dizisinde rozetler görülür. Mihrabı taştan ve kavsarası dört sıra mukarnaslıdır.

  PİKNİK VE MESİRE YERLERİ: : BÜLBÜL PINARI : Eldivan ilçe merkezine 5 km mesafedeki mesire yerine asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Geniş bir alana yayılmış olan mesire yerinde masa-bank tipinde oturma yerleri, ocaklıklar, çeşmeler, umumi tuvaletler, büfe, yağmur barınağı, seyir terası ve kulesi, otopark, çocuk parkı ve telefon ile bungalov tipinde 7 yataklı bir dinlenme evi yer alır. Bülbül Pınarı mesire yerinin dışında Karadere ve Saray göletleri ile orman içindeki çeşme ve su kaynakları civarında da çok sayıda piknik ve kamp yapmaya elverişli alanlar mevcuttur. Günübirlik ziyaretçiler her türlü ihtiyaçlarını İlçeden karşılayabilirler.  Anıt ağaç: Eldivan ilçe merkezine 57 km. uzaklıkta bulunan Küçükhacıbey’de dir. Meşe ağacının çapı 1.9 m boyu 13 m. ve yaşı 700-1000 yıl arasında tahmin olunmaktadır. Anıt ağaç

  YEMEK KÜLTÜRÜ : YER SOFRASI: Önce yere sofra bezi yayılır, üzerine ağaç tabla veya kalbur kasnağı bunun üzerine divan sinisi yerleştirilir. Sini üzerine ekmek, kaşık ve yemek konur. Büyükten başlayarak aile fertleri sinin etrafında bağdaş kurarak oturur. Yemek yeme sırası ise varsa önce misafirler, sonra erkekler, kadınlar ve çocuklar sini etrafına dizilir, yemeğe ilk önce büyükler başlar, sonra küçükler ve yemeklerini yerler. Yer sofrası Yemek yerken önce çorbadan başlanır sonra diğer yemekler ve en son tatlı yenir. Sofrada mümkün olduğunca yemek ve ekmek parçası bırakılmaz, hepsi yenir.YÖRESEL YEMEKLER: Tarhana, erişte, bulgur, gözleme, cızlama, içli, tatar böreği, tutmaç, yağlı çörek, toyga, cimcük, pıhtı, çullama, palinşka, puska .

  YÂRAN : Eldivan ilçe merkezi başta olmak üzere, ilçeye bağlı hemen hemen her köyde kış ayları Yâren toplantıları gerçekleştirilir. Yâren toplantıları kendine özgü olup töresi, mutlaka uyulması gereken kuralları vardır. Toplantılara katılmak, toplantılarda bulunmak kişilere prestij sağlar.Öncelikle toplantıyı yönetecek, liderlik yapacak büyük ve küçük başağa seçimleri yapılır. Toplantı yeri, günü, kimlerin katılacağı, davet edilecek misafirler önceden tespit edilir. Cumartesi geceleri yapılan Yâran toplantıları için, toplantı yapılacak oda önceden, gündüzden temizlenir, eksikleri giderilir ve akşam yapılacak toplantı için hazırlanır. Yâran sohbet odasındaki yerini aldıktan sonra misafirler gelir. Gelen misafirler yâran tarafından ayakta karşılanır. İçeri giren misafir ‘’Muhabbetiniz bol olsun’’ diyerek yâranı selamlar ve kendilerine gösterilen yere geçerek otururlar. Bir disiplin içinde çay ve kahveler içilir, sohbet toplantısı başlar. Sohbet eğlenceleri arasında bilmeceler, sorular, saz eşliğinde kaşık oyunları, yüzük oyunu, kukla, eğlendirici taklit oyunları yer alır. Yâran toplantılarında yenilecek yemekler sohbete katılan gençler tarafından kararlaştırılır. Gecenin ilerleyen vaktinde yemek yenir ve bunu çay, kahve ikramı takip eder. Konukların gitmesi için Başağanın ikramlar sonrası yaptığı bir baş işareti ile sazcılar Cezayir marşını çalar. Gençler ayağa kalkarak giden misafirleri uğurlar. Misafirler giderken teker teker gençleri selamlar ve dışarı çıkarlar, yâren odasını terk ederler. Odada kalanlar, başağanın yönetiminde o günkü toplantıyı değerlendirerek bir sonraki toplantının kimde ve nerede yapılacağını kararlaştırırlar. Yaran giderlerini (masraflarını) karşılamaya ‘’Yâran ocağı yakma ‘’ adı verilir.

  ETKİNLİKLER : Kiraz Bayramı geleneğini sürdürmek amacıyla düzenlenen festival, geleneksel olarak devam ettirilmektedir. Cuma günü başlayan ve üç gün süren etkinliklerin birinci gününde Hacı Murad-ı Veli anılmakta; ikinci gün kiraz yarışmaları, mahalli ve milli oyunlar, gençlik ve halk konserleri, sergiler, THK tarafından paraşüt atlayışları gerçekleştirilmekte; üçüncü gün ise milli düzeyde yağlı pehlivan güreşleri yapılmaktadır.

 KONAKLAMA ; Eldivan Öğretmen  evi: 0 376 311 21 63

YEME-İÇME:  İlçede  ihtiyaca cevap verecek lokanta vardır.    

Eldivan’da Folklor

 

Eldivan’da folklorik yaşantının günümüze kadar iletişiminin kanımca iki büyük nedeni vardır.

1.      Eldivan’da ekonominin zayıflığı, üretimin gerektiği şekilde değerlendirilememesi, toplumu “Ataerkil” yaşantıya mecbur etmektedir. Beyaz lahana Eldivan’da rekor düzeydedir. Bir baş lahananın yirmibeş kilogram gelmesi en güzel kanıttır. Ama pazarlamaya gelince; satıldığında elde edilen kazanç, nakliye masraflarını ancak kurtarmaktadır. Arazi darlığından dolayı toprak çok parçalıdır. Eldivan’da ziraat kazanç için değil, daha çok ailenin ihtiyacını karşılamak için yapılır. Geçim sıkıntısı nedeniyle, evlendiği halde hala baba ocağında kalan genç, babası yanında ve ailede söz sahibi değildir. Babanın ve ananın yanında kendi çocuklarına sahip çıkamazlar. Örneğin: Genç ana veya baba çocuklarını severken, kendi anası veya babası geldiğinde hemen çocuğunu bırakır, ağlasa bile onunla ilgilenmezler. Ananın ve babanın yanında çocuk sevmek, onlara karşı saygısızlık olarak nitelenir. Kayın ananın veya kayın babanın izni olmadan gelin, ağlayan çocuğuyla ilgilenemez. Bu önemli nedenlerden biridir.

2.      Eldivan’dan, geçimini sağlamak için gurbete çıkanlar bir daha kolay kolay geri dönmezler. Çalıştıkları yerde ve işte kalarak, yuvasını ve aile ocağını gittiği yere götürür. Dışarıdan gelip de Eldivan’a yerleşen bir tek aile olmuştur. O da Eldivan PTT şubesinde görev yapan bir vatandaştır.

Eldivan’da dışarıdan nüfus çekip barındıracak hiçbir işyeri yoktur. Mevcut nüfusunu da elde tutamamaktadır. Eldivan’dan gidenlerin yüzde doksanı Ankara’dadır. Devlet memurlarının dışında, Eldivan’a kültür ve görgü girdisi yoktur; televizyonun dışında. Ekonominin zayıflığı, halkın satın alma gücünü etkiliyor.

            İçeriden gidenler gelmezse, dışarıdan da gelen olmadıkça; görgü, görenek, usul, adap ve her işe göre değişik bir hüner olmadıkça, Eldivan folkloru sürekliliğini koruyor; kuşaktan kuşağa en büyük miras olarak kalıyor.

            Folklorumuz en büyük darbeyi televizyondan ve kahvehanelerden yemiştir. Gençlerin eğlenme ihtiyaçlarını boş zamanlarını buralarda geçirmesi, düğün ve yarenlerdeki birlik beraberlik gün geçtikçe özelliğini kaybetmektedir. Biz yine de gelecek kuşaklara, mirasımız olarak, elimizden geldiğince, aklımızın erdiği kadar, yazılı bir belge bırakmak amacındayız.

            Eldivan folklorunu çok vefakâr öğretmen arkadaşlarımla 1960 yılından beri Türkiye’nin birçok yöresinde düzenlenen halk oyunları festivallerinde, fuar açılışlarında, Ankara ve Kırıkkale’de düzenlenen “Çankırı” gecelerinde hiçbir karşılık beklemeden, sadece Eldivan’ı tanıtmak amacıyla katıldık. Eldivan folklorunu bilhassa “Sin Sin ve Tura” oyunu ile, bugüne kadar Türkiye’de sergilenmiş, oynanmış oyunların değişik bir örneğidir. Ne Ege’nin Zeybek’i gibi yuvarlak düzen, ne Doğu’nun “Barı” gibi saf düzen ve ne de Karadeniz’in “Horon’nu” gibi kenetlenmiş ritimler vardır. Bizim oyunlarımızın sahnesi köy meydanları, harman yerleridir; enstrümanı davul ve zurnadır. Figürleri çok ağırdan başlayıp, sonunda çevikleşen, orta oyunlarında, mertlik acıya ve cefaya karşı sabrı, hafıza ve belleği geliştirmek, arkadaş kollama, ekip kurtarmaktır. İç Anadolu’nun sinesinde Eldivan’da yaşayan folklorda bağımlı bir figür yoktur. Bir Sin Sin’de veya Tura oyununda meydana çıkan delikanlı, davul zurna eşliğinde sekişlerle, çırpınışlarıyla nağara atarak, meydan okuyarak kendi hünerini ve becerisini gösterir. Bunları yaparken de oyunun ana kurallarının dışına çıkmaz. İleride sırası gelince, düğün eğlenceleri bölümünde, oyunlar ve kuralları anlatılacaktır.

 

DÜNÜRLÜK

           

Oğlan evinin münasip gördüğü kızı, kız evinden isteme işine denir. Oğlan kendisi için münasip gördüğü hayat arkadaşı olarak seçtiği kızı bir arkadaşı ve yakını aracılığıyla ana  ve babasına duyurur.( Bizim kuşaktan daha önce evlenmek isteyen genç babasının ayakkabısını eşikliğe çakar, çakılı ayakkabıyı giyip de yüz üstü düşen baba oğlunun evlenmek istediğini anlarmış ) Ana ve baba el altından, kızın yakın komşularından kızı sorup soruştururlar. Engel bir hal yok ise, oğlan anası yanına bir kadın alarak, kız evine gider. Allahın emri Peygamberin kavli üzere oğlundan kızlarına, isimlerini belirterek ister ve erkek dünürcü göndereceğini söyler. Kız anasına sudan bahanelerle olumsuzluk ileri sürer. Daha sonra da, kızın dayısı, amcası, halası, teyzesi var, onlar ne diyecekler bakalım derse bu olumlu bir ifadedir. Böylece ilk adım atılmış olur. Bir gün sonra oğlan babası yanına bu işlerde becerikli iki komşu alarak kız evine giderler. Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra, dünürcülerden birisi, isimlerini belirterek; örneğin: “Ahmet ağanın oğlu Mustafa’dan, kızınız Zeliha’ya Allah’ın emri, Peygamberin kavli üzere dünür geldik.” der. Kız babası veya velisi de: “Hoş geldiniz sefa geldiniz, Allah yazdıysa olur.” diyerek, söze başlar. Kız tarafı çeyiz için istediklerini bildirirler. Her iki taraf ortak bir karara vararak alınacak takı ve eşyaların bir listesini yaparlar. Bu listedeki eşya ve takılar her iki ailenin ekonomik gücüne göre düzenlenir. Altın, yüzük, bilezik, kolye, nişan yüzükleri, halı, kilim, ceviz sandık, gar dolap, dikiş makinesi, tüp gaz ocağı, soba, teç, soba üstü su kabı, gügüm, birtakım gezi elbisesi, masa, sandalye, karyola, yün yatak, somya takımı veya kanepe, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ana hakkı olarak buna süt parası denir. 20-30000 TL para yine ana koğası adı altında 15-20m’lik elbiselik. Kız tarafının çokluğuna göre iskarpin ve ayakkabı istenir; buna tekellif denir. Tekellif, kızın akrabalarına düğün hediyesidir. Tekellif alan kişiler, kızın gece kınasında tekellif karşılığı hediyelerini verirler. Kızın erkek kardeşi varsa ona da kardeş yolu olarak bir saat alınması listeye yazılır. İki nüsha düzenlenen çeyiz listesini taraflar birer tane alırlar. Bundan sonra sıra söz ekmeğinin yenilmesine gelir. Oğlan evi tarafından daha önceden hazırlanmış yemekler kız evine getirilir. Sofra düzülür yemek yenip duası yapılır. Her iki taraf için ve hayırlı ve uğurlu olması dileğinde bulunulur. Dünürlük de böylece bitmiş olur.

 

NİŞAN

 

Nişan töreni kız ve oğlan taraflarının isteği üzerine düzenlenir ve yapılır. Masraflar oğlan tarafına aittir. Kız evinde ya da düğün salonunda yapılır. Her iki ailenin yakınları toplanırlar. Nişanlanacak gençler yan yana otururlar. Nişan yüzükleri masa üzerine bırakılır. Yüzükleri takacak kişi kıza bir konuşma yaparak bu çiftleri nişanladığını bildirir. Hayırlı ve uğurlu olması dileğiyle yüzükleri takılır. Nişanlanan gençler orada bulunan büyüklerinin ellerini öperler. Şerbet içilerek nişan da sona ermiş olur. Nişanlarda takı ve hediye verilmez. Kıza verilecek hediyeler gece kınasında, oğlana verilecek hediyeler de “ Güye donatma” sırasında verilir. Nişanlılık süresi uzarsa, Kurban ve Şeker bayramlarında “Bayramlık” olarak, oğlan tarafından kıza, kız tarafı da karşılık olarak oğlana hediyeler gönderirler. Bunda amaç, tarafların birbirlerini unutmadığını sevgi ve bağlılığın devam ettiğini bildirmektir..

 

HARÇ GÖRME

 

Dünürlük sırasında liste edilen eşya ve takıların alınması günüdür. Oğlan tarafının kıza alacağı gezi elbisesi, ana koğası, tekellif, kardeş yolu, kız tarafının oğlan evine alacağı gömlek, mendil ve benzeri masraflar alınır. Harç görüldükten sonra sıra elbise kesmeye gelir. Oğlan evi yakınlarını, komşularını davet ederek, bir terzi kadınla kız evine giderler. Kızın üstüne ölçülerek elbiseleri kesilir, dikilir. Kız evi bu konuklarına yemek verir.

 

DÜĞÜN

 

Düğün kararı mahallenin “BAŞA”’ları ile verilir. Gelin geleceği günlerin Cuma gecesi veya Pazar gecesi olmasına dikkat edilir. Düğüne karar verildikten sonra başalar tenkükçü aracılığıyla mahallenin delikanlılarını “Yaren tayfası” toplar. Bu topluluğa “yaren uşağı” da denir. Uşak: Yaren tayfası, yarene iştirak edenler, yaren elemanları anlamındadır. Başalar, toplanan uşağa; “Yarın ikindi camicisi çıkınca bayrak dikeceğiz, düğünümüz var” der. Belirtilen zamanda gelmeyenler cezalandırılır. Mahalle odasının önünde toplananlar davul zurna ile bayraklarını alarak doğru oğlan evine varırlar. Çatının uygun bir yerine, görülecek şekilde bayrak çakılır. Düğün sahibi davulcu bahşişi verir. Aynı ekip kız evine varır. O kapıda da davul zurna çalınarak düğünün başladığı duyurulur. Davulculara bahşiş verilir. Böylece düğün başlamış olur. Davulun son gününden bir gün önce, düğün davetiyesi olarak, içinde 3–5 şeker konulan kağıt külahlarla, hısım, akraba, eş ve dostlara dağıtılır. Okuntuyu (davetiyeyi) dağıtan kişiler düğün sahibinin selamını söyleyerek (yer belirtilerek) saraç var buyurun der.

 

SARAÇ

 

Düğün davetlilerin bir araya gelerek kurdukları, eğlence muhabbet ve sohbet anlamındadır. Saraç yönetimi başaları tarafından sağlanır. Çay, oralet, bisküvi gibi masraflar ise oğlan evi tarafından karşılanır. Gençler oynayıp güldükten sonra, misafirler başalarından izin isterler. Başalar da, yer ve zaman belirterek, güveyi donatımına davet ederler. Böylece saraç da sona ermiş olur. Gelin geleceği günden bir gün önce, dünürcüler, omuzlarına poşu atmadan, düzgün bir şekilde boy sırasına geçerler. Bu yürüyüş işini askerde çavuşluk yapmış bir delikanlı yürütür. En öne evlenmeye namzet iki delikanlı çıkarılır. Bunların eline birer sini verilir. Üstleri birer örü ile örtülü sinelerin birinde çerez (leblebi, üzüm, fındık vs) konulur. Diğerine gece gelin kızın eline yakılacak kına konur. Bu merasime “kına koymaca” adı verilir. Kına koymacada erkeklerin arkasından gelen kadınlar gezi elbisesi denilen düğün kıyafetlerini giyerler. Kız evine varan kına koymacacılar dururlar. Arkadan gelen iki yenge olacak kadın gençlerin elinden sinileri alarak, kız evine verirler. Kız evi sinilerdekileri alır. Onların yerine mayalanmış ve üstü bozulmamış yoğurt; yoğurdun anlamı, size göndereceğimiz kız bu yoğurt gibi el değmemiş ve tertemizdir. Dileğimiz odur ki, oğlunuzla kızımız maya ile sütün böyle yoğurt olduğu gibi anlaşsınlar uyum sağlasınlar demektir. Bu yoğurdu gerdek gecesi damat ve gelin yerler. İkinci siniye yine kız evinden de çerez konulur. O da, eğlenceli olsunlar, ağızları ve dilleri tatlı olsun anlamındadır. Bir de bütün ekmek konur. O da nasiki ile gitsin anlamındadır.

            Kına koymaca (düğün olayı) yine disiplinli, uygun adımlarla, sinileri ve düğüncü kadınları oğlan evine teslim ederler. Kına koymacada poşu, kılavuz ve kayzak yoktur.

            Kıza yakılacak kınanın kız evine gönderildiğini söyledik. Kız tarafı da ücret karşılığında bir kadın tutar. Bu kadın, düğün sahibinin eş, dost ve bütün tanıklarını gezerek, akşam kıza yakılacak kınaya davet eder. Bu çağrı çoğu kez bütün ilçe halkını içerir. Kızın akrabaları hediyelerini, gelin kızın arkadaşlarına dağıttığı sakız ve mendil karşılıklarını alanlar kına yerine gelirler. Kına yerinin korunması ve güvencesi sağdıç babası tarafından yürütülür. Sağdıç anası da kınaya toplanan genç kızların ve gelinlerin eğlencelerini, oynamalarını sağlar. Türkücü kadın kulur. Tef kulur. Türkücü kadın tefle tempo tutarak oynak türküler söyler. Oyuncu kızlar da kaşıkla veya zil takarak karşılıklı ikişer kişi oynarlar. Gençler bir tarafta böyle eğlenirken, oğlan evi tarafları, düğüncü kıyafetleri ile oğlan evinde toplanırlar. Oradan hep beraber kına yerine gelirler ve onlar da eğlenceye iştirak ederler.

            Dua yapacak bir hoca kadın ve yaşlı kadınlar bir araya gelerek, aynı kına yerinde; “Gelin kıza bırkma getirenler! Hediyesi olanlar getirsinler” diye çağrıda bulunurlar. Kızın arkadaşlarından bir kız bir yastık getirir kadınların ortasına koyar ve üstüne oturur. Onun arkasından sağdıç anası ve bir kız, gelin kızı ortaya getirirler. Ama yastık üstüne oturan kız sağdıç anasından bahşişini alır. Yerini de gelin kıza bırakır. Yönü kıbleye gelecek şekilde gelin kız ortaya, yastığın üstüne oturtulur. Hoca kadın şu duayı okur:

            Barike Allah, Barike Allah. Nefeslerde iman gaza kümullah.

Erişsin ellerimize eminlik

Yetişsin beylerimize düzenlik

Hocacuklar çoktur anılmaz

Yüreklerde oğul derdi onulmaz

Be insafsız ne gönderdin bulara

Bir içim su ile bari sulara

Yedi kat arş ile nuri hak içun

Yedi kat dağ ile nuri hak içun

Şehit ölenlerin kanı hak içun

Gaza kılanların canı hak içun

Yürek avusuna yanmışlar içun

Can acısı ölüm sarhoşluğu

Mefayı Habib Allah Muhammet Mustaf’ya Selavat

Başımızdan af!

Üstümüzden niyaz

Ya Hannan ya Mennan

Yoldaş ola son deminde bize iman

Kamu dert ehline derman

Olur ise sana ihsan

Sana dur ya ilahi!

Cümle eşyanın müracatı

Diyelim Sıtkı ile amin

Bir kez senden gayri kimsem yok

Edem arzu haçatım

Sübhaneke Rabbike

Rabbil izzet

Amma yesifun

Veselamün alelmürselin

Velhamdülillahi Rabbilalemin

Velillahil fatiha!

Denildikten sonra, gelin kız kalkar, hoca kadının ve orada bulunan yaşlı kadınların elini öper, kız arkadaşlarıyla bir kenara çekilirler. Telalık yapacak kadın, sağdıç anasından başlayarak hediyesini ister. Eline aldığı bırakmayı herkese göstererek ( sağdıç anasından bereket versin darısı oğluna  kızına olsun ) der. Böylece bütün  bırakmalar  toplanır. Bu gece kınasında toplanan bütün hediyeler bırakmalar sadece kız içindir. Bunda oğlan tarafının hakkı yoktur. Ana kınası gece kınasından farklıdır. İleride onuda anlatacağız. Gelin kınası bu kına yerinde yakılacağı gibi kızın evindede yakılabilir.kızın arkadaşlarından bir durup kız Hoca kadın ve yakınlarından birkaç kadın kına yakmak kızı önce belirtildiği şekilde yönü kıbleye çevrilerek yastık üstüne (sandalyede olabilir) oturturlar. Kına hazırlanarak ortaya getirilir. Kızın arkadaşlarından bir kız oğlan evi tarafından bir kadın kına yakmak için ortaya gelirler. Gelin kızın eline ve ayaklarına kınası yakılır. Bu kına yarış yaparcasına çabuk yakılır. Ekseriyette kız oğlan tarafı olan kadından önce işini bitirir ve geç kalandan bahşiş alır. Bu işler sırasında Hoca kadın ve gelin kızın kız arkadaşları hep bir ağızdan şu beyitleri söylerler.

            Atladım girdim eşiği,

            Sofrada kaldı kaşığı

            Kız anasının yakışığı

 

Al yeşil kınan katlı olsun

Burda  dirliğin tatlı olsun

            Ezücük çaylar bulanu

            Dağınan taşı dolanu

            Ana beslemiş güvenü

Al yeşil kınan katlı olsun

Burda dirliğin tatlı olsun

            Elimi sundum astara

            Kolumu kesti destere

            Var Allah şirin göstere

Al yeşil kınan katlı olsun

Burda dirliğin tatlı olsun

            Ufak mercimek bittimi

            Dağınan yaşı tutumu

            Kız anası unuttumu

Al yeşil kınan kutlu olsun

Burda dirliğin tatlı olsun

            Hani bu kızın anası                  

            Elinde mumlar yanası

            Başına devlet konası

Al yeşil kınan kutlu olsun

Burda dirliğin tatlı olsun

            Kınası yakılan gelin kız bundan sonra boş bırakılmaz. Kız arkadaşları yine oynar gülerler. O geceyi beraber geçirirler.

 

ANA KINASI

 

            Ana kınası da  kızın evinde olur. Zamanı öğlenden sonra olur. Davet alan bütün yakınlar oğlan evinde toplanırlar. Kız evinde  yenilecek nevaleyi eskiden gözleme ve ayran helva, olurdu. Şimdi ise bir çarşı ekmeği ve yanına şerbet veya ayran oluyor. Oğlan evinde  toplanan bu kalabalık hep beraber kız evine varırlar. Herkes yerini aldıktan sonra, hoca kadının önüne bir sini geniş ve düz bir kabdır. Onun içine ferace çarı denilen ak çar katlanıp sininin içerisine ortaya konulur. Hoca kadın ( Gece kınası bölümünde yazdığımız ) Dua yı okur ve amin denilir. Yine tellallık yapan kadın hediyeler ( bırakma ) için çağrıda bulunur. İlk bırakma hakkı sağdıç anasındandır. Bırakma ele alınıp sallanarak falancadan ( isim ve lakap söylenerek) bereket versin darısı oğluna kızına diye bütün  bırakmalar toplanır. Ortadaki sini içerisindeki ak çar sembol olarak ak günlere işarettir. Bir yastık veya bir sandalye üstüne oturtulan gelin kız yönü kıbleye çevrilip şu ilahi  söylenerek başına kınası yakılır. Bu ana kınasının yakılışındada şu ilahi söylenir. İlahiyi yazmadan şunu belirtelim. Toplanan  bırakmalar oğlan evine aittir. Ama yinede üçte birisi kız evine bırakılır. Kız anası isterse kızının çeyizine koyar isterse evine bırakır. Genç kızlarda ayrı bir odada toplanırlar türkü söyler tef çalar oynarlar.

Ana  kınasında  söylenen ilahi:

Uyan gafletten uyan,

Masivasın sen bilirsin efendim.

Yine hüccacile varan,

Kara donlu beytullah.

            Açıverin can gözümü

            Tuttum dergaha yüzümü

            Kabul eyle niyazımı

            Kara donlu beytullah

Ağlamaya irfan gerek

Dinlemeye kulak gerek

Yol bulmaya murşit gerek

Kara donlu beytullah.

Çerez atma: Gece kınası toplantısında, nişanlı kızlara atılır. Nişanlı olan kızlar oğlan evi tarafından gece kıyafeti giydirilerek düzülür kına yerine götürülür. Oğlan tarafı fındık, üzüm, leblebi, çakı ve ayna koyarak bir çıkın yapar. Bu çıkın bırakmalar bırakılırken tellallık yapan kadına verilir. Oda ( Lakap ve ismiyle bağırarak falancanın oğlu, kızında adını söyleyerek; Çakı almış taksın diye, Ayna almış baksın diye, Çerez almış yesin diye bağırır ve kıza atar. Kızın yanındaki kız arkadaşları çerezi beraberce yerler. Bundan amaç; Nişanlık devam ediyor, Sevgi muhabbet devam ediyor, El alemde bilsin şüpheler varsa silinsin demektir.

 

GÜYE DONATMA :

 

            Güye donatma zamanı, seymen kurulmadan öncedir. Düğün odasının önünde toplanan düğüncüler, davul zurna ile on onbeş delikanlı güyeyi getirmeye giderler. Diğer delikanlılarda güye donatılacak alanı düzenlerler. Örneğin: Yaşlı insanların oturmaları için sandalye veya yatak sererler.Güyenin dikileceği yerede bir kilim serilir. Güye getirmeye gidenler,güyenin giysilerini bir sini üstüne koyarak donatılacak alana getirirler. Orada hazır bulunan bir hoca güyenin yönünü kıbleye çevirir. Göbeğinin üstüne el kavuştutturur Amin diyerek yüksek sesle bir dua okur Fatiha denildikten sonra Hoca “ 1. Eşi dostu yaranları buyurun güye donatalım” der. Orada bulunanlar “ Hayırlı uğurlu olsun” derler. 2. “ Amcası, dayısı, halası, teyzesi buyurun güye donatalım” der. Yine hayırlı uğurlu olsun denir. 3. de “ Hısımı, akrabası, komşuları buyurun güye donatalım der. Yine hayırlı uğurlu olsun denildikten sonra Anasının, Babasının ve sağdıç babasının hediyeleri ilan edilerek “ Bereket versin “ denilir ve alınır.

SAĞDIÇ

            Güyenin en yakınının erkek çocuğu olur. Sağdıcın giydirilme masrafını oğlan evi karşılar. Sağdıç evliliği bilmeyecek kadar küçük olur. Sağdıcın hediyesi de güye hediyesi ile birlikte verilir. Hediye verenin adı bağırılarak hediyesi söylenir ve sağdıcın önüne atılır. Bundan amaç; Güye’nin ev almasına yardımdır. Para ve eşya olduğu gibi, tarla, bahçe, damızlık olması için hayvan da adak yapılır. Güye donatımında yapılan adakta tapu ve senet gibi kıymetler de geçerlidir. Hediyeler bitince güye donatan kişi, hayırlı olmasını diler hediyeler için teşekkürde bulunur. Güyenin ve sağdıcın gözlerinden öper. Güye de sağdıcın gözlerinden öper. Bundan sonra Başaların görevlendirdiği, evlilik usulunu bilen evli bir delikanlıya güye teslim edilir. Bu delikanlıya güyenin hocası diyelim. Orada bulunan arkadaşlarıyla selamlaştıktan sonra düğün odasına giderler. Güye ile hocası, odada bir yere oturur. Orası artık güyelik bitinceye kadar güye yeridir. Oraya oturanlar gizlice yazılır. Güye gerdeğe girdikten sonra kimler oturmuş ise liste okunur ve onlara Başalar uygun bir ceza verirler. Bu cezalardan toplanan parayla ya ihtiyaç gördükler malzemeler alırlar veya bir etlik alırlar hep birlikte yerler. Güyenin teslim edildiği hocası güyenin her şeyinden sorumludur. Örneğin güye odada veya camide ayakkabısını çıkarınca, ayakkabıların muhafazası ona aittir. Güye ayakkabısını çalan, hocasından bahşiş almadan vermez. Yatsı camisinden sonra güye, hocalar ve yaren arkadaşlarıyla götürülür. Eskiden şu ilahi ile giderlerdi;

Uyurken Seyrimde

Kalktım Ağlayı

Hakkın divanına Allah

El bağlayı

Alla-hümme salli

Salli ala Muhammed

 

 

Sancağım adlıda

Arşa yürüdü

Yüreğim yağ kalmadı

Eridi

Alla-hümme salli

Salli ala Muhammed

 

Sancağın Sağında

La ilahe illallah

Sol yanında Muhammed Resulullah

Alla-hümme salli

Salli ala Muhammed

 

Şıhıma varsam

Ağlayı ağlayı

Yeşil aleminen Allah

Gelir Muhammed

NAKARAT

 

Güye evine varılınca hoca dua eder, herkes amin der. Güye hocanın ve Başaların ellerini öperken hemen fırsat bulduğu anda toplumdan kaçar, hızla gelinin evine koşar. Bu kaçışta yetişebilen arkadaşları gveye vurmaya çalışırlar. Bundan da amaç, güyenin gelinin yanına güvenilir ve cesur bir şekilde girmesi içindir. Güvey gelin odasına girince ortada bulunan su dolu bir kabı ayağı ile teper suyu döker. Yine bunda da amaç güyenin üstünlük vasfını ortaya koymak ve gelinin de güvencesini almaktır. Sıra gelir, sağdıç anasının gelinin elini güyenintutuşturup dışarııta çıkar. Bu arada gelin naz eder söylemez. Güye onu konuşturmak için bahşiş verir konuşturur. Eldivan’da en ilginç gelin konuşturmasından bir örnek vereyim. Sığırtmaçlık yapan dar gelirli “Mercan Ahmet” güye girdiğinde geline verecek hiçbirşeyi yoktur. Adını sorar, yalvarır, dil döker faydasız. Sonunda aklına bir muziplik gelir. Hemen başından şapkasını çıkarır, varır arpa çuvalının başına şapkasının üstüne biraz arpa koyar ve gelir gelinin başına, gelinin önüne şapkayı uzatarak “ al kızı kızı” diyerek gelin öte döndükçe o da önüne tutar, sonunda gelin “ Domuz müddehem ben eşekmiyim” deyince, elindeki şapkayı bir yana atarak söyledi diyerek başlar evin içinde oynamaya. Yine gerdek gecesi eskiden güyenin yaren arkadaşları evin bacasından güyeye şaka olsun diye hem de yaramaz bir durum varsa heyecanını yensin diye bir bakraç ( su kabı, helke, bakraç) içerisinde bir kedi veya bit tutam çıra uzatırlar. Güye de onun yerine güye tatlısından baklava koyar uzatırdı.. (Çıranın aydınlanma aracı olarak kullanıldığı günlerde). Gelin geldiğinde beraberinde gelen yengeler gelin odasını düzerler yatağını sererler. Yatak serildikten sonra sağdıç getirilerek gelin yatağının üstüne atılır ve yatak üstünde yuvarlanır. Damızlığı bulaşsın bu yatak böyle bir oğlan çocuğu versin diye. Gelinle damat tanıştıktan sonra ikişer rekat namaz kılarlar tatlılarını yoğurtlarını yerler. Allah’ın emrini yerine getirdikten sonra bakireliğin nişanı olan kanlı çarşafı sağdıç anasına verirler. Merakla bekleyen kız anası ve babası müjdeyi alırlar.

            Bununla ilgili sırası gelmişken, iki evli arkadaş dertleşiyorlarmış. Biri karısın çok itaatkar olduğunu söylemiş diğeri de karısına söz tutturamadığını, kendisinden hiç korkmadığını söylemiş ve arkadaşına bu işi nasıl başardığını sormuş. O da arkadaş demiş, gerdek gecesi arkadaşlarım bana bacadan bir kedi uzattılar. Kedi evin içerisinde dolaşırken benim baklavaya uzandı. Ben de hemen kediyi tutup bacaklarını cart diye diye ayırıp kapıya fırlattım. O gün bu gün karım bir dediğimi iki yapmaz demiş. İkinci arkadaş, kolaymış be arkadaş der ve aldığı dersi tatbik etmek için eve akşamdan bir kedi koyar. Karısına seslenir ve bak şu kedi yemeğe uzanırsa ne yaparım biliyor musun der ve orada duran kediyi tutup bacaklarını ayırır ve kapıya atar. Bunu gören kadın Höst! O önceden gerekti diyerek karşılık verir.

 

YARAN

 

            Yaren topluluğu, çevresi halkının gençlerini eğiten bir halk okuludur. Bu topluluk iki başağa denilen idareciler tarafından yönetilir.

            Önce  başağaların seçimlerini ve vasıflarını açıklayalım. Başağa olacak kişi o mahallenin evlerine girip çıkabilecek, güvenilir askerliğini yapmış, gün görmüş, usul erkan bilir, hatırı sayılır, sözünün eri, delikanlı kıymeti bilir, onları eğitmekte ve yönetmekte usta olan  kişiler arasından aday gösterilir. Mahalle odasında toplanan gençler, yaran toplayacaklarını söylerler. Birkaç gün mahalleni,n ileri gelenleri ve yaşlı kişileri kendi aralarında çocuklarını teslim ederler, başağalar eleştirilerini yaparlar. Münasip bir zamanda yine söz açılır namzet kişilerden birisine teklif edilir. O kişi orada yok ise evinden çağırıtlır. Kendisine başağalık teklif edilir. O da hemen kabul etmez, herkesin kendisini eleştirmesine fırsat verir. Daha sonra yaşlılardan birisi “tamam yanına arkadaşını seç” derler. Gençler hemen alkışlayarak kabul ettiklerini belirtir. Başağalık için ziyafet verilecek gün belirtilir. Başağılığın yenildiği toplantıya gelenler yaren uşaklığını kabul etmiş sayılır. Bu toplantının sonunda yaren masrafının ne olacağı ve ocak yakacakların eşlenmesi yapılarak listeye alınır. Ocak yakma ( yaren masraflarını, ziyafetini, sofrasını kurma ve karşılamak demektir). Yarenin tembühcüsü seçilir. Tenbühçü ( Başağaların emir ve isteklerini uşaklara duyuran, bu topluluğun ayak hizmetlerini gören kişidir.) Tenbühcü yaren masraflarına iştirak etmez.

            Yaren günleri belirtilir. Başaağalar ilk derslerini uşaklara verirler. Nasıl oturup kalkacaklarını, misafiri nasıl karşılayıp uğurlayacaklarını, yaren içinde ve dışında nelere dikkat edeceklerini bir bir uşaklara söylerler. Sözleri kesin uygulamaları acımasızdır. Bir hatalarını gördüklerinde kollarından tutup odadan atacaklarını söylerler. Bundan sonra uşaklar başağalarına adım adım nefes nefes takip ederler. Gözleri başağanın bir işaretini, bir isteğini bekler dururlar. Saygıda ve hürmette kusur etmemeye çalışırlar.

            Yakılacak ilk ocak başağalardan birisinindir. İkinci başağa da son ocağı yakar. Yarenin açılış ve kapanışı başağaların ocaklarıyla olur. Ocak alan ocak yakacak kişiler yaren gecesi için uygun bir ev veya mahalle odasını döşerler. Belirtilen saatte uşak gelir. Yaş sırasına göre yukarıdan aşağıya doğru yerlerini alırlar. Başağalar gelinceye kadar yaren sohbeti için tutulan ( ücret karşılığında) sazcıdarbuka, kaşık ve zil eşliğinde bildikleri türküleri çalıp söylerler. Tendühçü her an tetikte geleni gideni kontrol eder, başağanın geldiğini görünce odada bulanan uşaklara buyurun diye seslenir. Bir duyuru üzeri bütün uşaklar ayağa kalkar başağa uşağı selamlayarak yerini alr. Önce başağa oturur010onun oturuş düzenine , şekline göre uşaklar sıra ile yukarıdan aşağıya otururlar. Başağa ve uşaklar hepsi de merhaba başağa merhaba yaran veya ismini söyleyerek selamlaşma biter. Başağalar beraber de gelebilirler ayrı ayrı da. Başağalar her ocak için iş bölüme yaparlar.Birisi içeride yönetimi ele alr, diğeri de sohbetin sonunda yenileceklerin kontrolünü yapar veya kendi yerine uşaklardan beceriklileri de görevlendirebilir.

            Başağalar yerlerini aldıktan sonra ocak sahipleri sohbetlerine çağıracakları misafir listelerini başağalara verirler. Bunun haricinde o mahalleye gelen bir misafir veya gurbetten gelen birisi varsa tenbühçü vasıtasıyla başağaya duyurulur. Başağalar uygun görürlerse uşaklardan birisini göndererek yarene davet edilir. Misafir listesindeki misafirlere göre uşaklardan uygun gördükleri uşaklara işaret eder. Gelen uşak tek dizinin üstüne gelerek başağadan emri alır. Sağ elini göğsünün üzerine alarak geri geri çıkar. Çağıracağı misafiri bulur, başağaların selamını söyler misafir sahibini de söyleyerek yarane davet edilir. Bir mazereti yok ise kalkar gelirler. Odanın ayakkabılığına gelince misafirele gelen uşak yaren topluluğuna  “buyurun” diye seslenir. Başağalar ve uşak misafiri ayakta karşılarlar. Odaya giren misafir topluluğu selamlar. “Cümleden selamın aleyküm, muhabettiniz şen olsun” der. Kendisi için uygun olan bir yere geçer. O da ayakta bekler. Başağa “buyurun” der oturur. Tüm yaranlar da sıradan otururlar. Yine başağalardan başlanarak misafir “ merhabab” ile selamlanır. Misafir isterse, başağaların selamını aldıktan sonra” cemaate rahmet, cümleden merhaba” diyerek cümleleyebilir. Her gelen misafire aynı karşılama yapılır. Çay ikram edilir. Misafirler geldikten sonra sazlar susturulur. Başağa mendilleri ortaya atın der. Yüzüğe başlayalım. Yüzük oyunu için dokuz mendil atılır. Başağaların önünde mendil kaldırmak için uzun birer sopa bulunur. Yüzüğe başlayacak tarafı bulmak için ya yazı tura atılır, ya da iki mendil altına yüzük saklanır. Bulan başağa oyunu başlatır. Başağalar taraflarında oturan uşaklarla iki ekip olurlar. Saklama hakkını kazan taraftan bir uşak elinin içine aldığı yüzüğü (bu yüzük şeker de olabilir) dokuz mendilden birinin altına sezdirmeden saklamaya çalışır. Karşı taraf çok dikkatle izler. Mendil saklaması bitmeden karşı tarafın bir mendil kaldırma hakkı vardır. Bu kaldırılan mendilden yüzük çıkarsa saklayan oyuncu patır kütür ortada dövülür. Boş çıkarsa saklayan oyuncu tarafından birisi kim sezdi bunu diye seslenir. Aynı taraf hep bir ağızdan “Atın kapıya bunu” diyerek oyuna hız ve hırs verirler. Mendilleri saklayıp yerine oturduktan sonra, yüzüğü bulacak olan başağa yüzüğü sezse bile sıradan herkese yüzüğün hangi mendilde olduğunu sorar. En çok sezilen mendili kaldırır. Yüzük onda çıkarsa saklama hakkı bulanların olur. Birinci mendilde bulunmazsa artık boş mendiller aranır. Boş diye kaldırılan ikinci mendilde yüzük çıkarsa saklayan taraf 12 sayı almış olur. Üçüncü mendilde çıkarsa dokuz sayı, dördüncü mendilde çıkarsa altı sayı, beşinci mendilde çıkarsa beş sayı, altıncı mendilde çıkarsa dört sayı, yedinci mendilde çıkarsa üç sayı alınır. İki mendil kaldığında yüzük bulunmuş sayılır. Bu safer de arayan taraf saklar. Taraflar sayı aldıkça yüzük saklama sıra ile devam eder. Ancak, saklanırken sezilir de dövülerek alınırsa veya saklandıktan sonra sezilip ilk mendilde bulunursa sıra ile saklama biter. Sayı alan taraf devamlı saklar. Oyunu kazanma sayısı ellibirdir. Yenilen tarafa ceza vermek için başağanın izni alınır. Cezalar ferdi de olur, hepsine birden de olur. Bu cezalardan birkaç örnek verelim. Yenik taraf (başağa, misafirler ve uşakların tamamı) dışarıya çıkarılarak bir kurbağa bulup getirmeleri istenir. Bir sincap (ceviz kedisi) bulmaları istenilebilir. Uzak tepelerden bir hedef gösterilip oraya bir ocak yakmaları istenilebilir. Yeniklerden birisi tomruk çekme tabir edilen, ayaklarından bir urganla bağlanılarak merdivenlerden aşağı manda veya öküz koşularak çekme işi. Oda içinde verilen cezalar; yenik taraf oyunculardan duvar örülür, bir usta bir çırak ellerine ip ve soplar alarak duvar örerler. Bu esnada ip çekilince fazla yerler kırılmaya çukur çukur yerler de ipe göre doldurulmaya çalışılır. Veya bir onbaşı veya çavuş bir manga askeri teftişe hazırlar. Yat kalk sağ sola dön komutlarıyle. Sonra bir subay girip içeri teftiş eder. Bu teftişte, göz kulak ayak tırnak muayenesi yapar. Eşitli eza cefa ile uşakların sabrı, tahammülü, mertliği, mukavemeti, gözü pekliği oyunlarla pekleştirilir. Yüzük yorgunluğundan sonra, başağalar “Tamus” diyerek rahat oturma ayak uzatma izni verirler. Tamus rahatlığında kolanya, çay ve sigara ikram edilir. Yine bu arada araçlı gereçli kostümlü orta oyunu yapmak isteyen kişi yapacağı oyunu başağanın kulağına söyler. Başağa uygun görürse izin verir.Oyuncular dışarıya çıkarlar hazırlıklarını yapar oyunlarını sergilerler.( bak:orta oyunları)

            Yaran süresince Başağalardan ve misafirlerden birisi, kendi sigaralarını kendileri yakarsa veya çayı içerde boş bardak elinde kalırsa  o yaran için kötü bir puan olur. Bütün uşakların gözü misafirlerde ve başağalarda olmalı. Sigara paketi ele alındığında, kibrit veya çakmak önünde yanmış olmalıdır.Uşaklar bu hizmet için adeta yarış ederler. Böyle bir hizmet için ortaya çıkan delikanlı arkasını başağalara dönemez. Elini göğsüne koyarak geri geri çıkarlar.

            Yaran sohbetlerinde mutlak olan eğlence ve muhabbetin biriside; karşılıklı iki delikanlının saz darbuka zil ve kaşık çalınacak oyun havalarına uyum yaparak oynarlar. Bir oyun havası süresine “ SAVAK” denir. Bir savak oynayan oyuncular başağalardan müsaade ister. Başağalar ya  bir savak daha oynayın der, veya yerinize falancaları kaldırın diyerek devam edilir.

            Oyunlardan sonra sıra yemek yemeye gelir. Yemeklerin hazırlandığı başağalara bildirilir. Başağalar sofra düzeninin alınmasını ister.Sofra bezleri serilir. Küme küme herkes sofra etrafına  çevrilir yemek servisleri yapılır. Başağalara tamam işareti verilir. O da “Buyurun “ der ve yemeğe başlanır. Yemeğin sonunda misafirler izin isterler. Başağalar da misafirlerin ayakkabılarına bakın der. Gelişlerinde ayakkabılar ayrı bir yere dizildiğinden orada bulunan misafir ayakkabıları kapı ağzında münasip bir şekilde dizilir. Bu hazırlıklar yapılırken sazlara işaret edilir. Sazlar uğurlama havası olarak “Ey gaziler yol göründü bize” türküsünü çalıp söylerler.Bütün yaran tayfası misafirlerini ayakta saza göre tempo tutarak yolcu ederler. Ayakkabısını giyen misafir Başağalara ve yaran ekibine yüzünü döner “Cümleden Allaha ısmarladık Allah ağzınızın tadını bozmasın” der yaran ekibine “ güle güle yine bekleriz” diyerek uğurlanır.

            Misafirler uğurlandıktan sonra Başağalar yaranın değerlendirmesini yaparlar. Hoş olan ve olmayan hareketler belirtilir. Usulde kusur edenler ikaz edilir. Suç teşkil eden davranışlar cezalandırılır. İzinli olarak sohbete katılamamış uşakların payı ayrılır. Pay(Sohbette yenilen helvadan o kişiye düşen helvanın paketlenerek ayrılan hissedir.). Gelecek ocağı yakacak kişilere yaranın eşya ve araçları teslim edilir. Noksanlananlar tamamlattırılır. Başağalar görüşülecek bir konumuz varmı? Diye sorar. Var ise şikayette bulunacak kişi var der.Gelir başağaların önüne iki diz üstü oturur. Başağalar her ikisinide dinledikten sonra  haksız olana uygun gördükleri cezayı verirler. Bu cezalar yaran toplumundan çıkartmakda olabilir. Yaran dışı davranışlar ve hareketlerde cezaya tabidir. Başağalar  gidebilirsiniz iyi geceler diyerek yaran sona ermiş olur. Sezonun en son ocağında geçmiş haklar için helalleşme yapılır.

            Yaranda “ Ocak yakma “ sözünü açıklayalım. Eskiden ocaktan başka ısınma aracı olmadığı zamanlar yaran odası bu ocaklarla ısıtılırdı. Bu ocakların yakıldığı yerede ocaklık denir. Bu gün ismi “şömine” olarak geçiyor. Yaranın ocağını yakacak kişilerin bir iki gün önceden yakacakları odun ve kütüklerin, ormandan getirilmesi en büyük telaşları olurdu. Çünkü  soğuk kış gecelerinde otuz kırk delikanlı bu yanacak ocağın sayesinde ısınacaktır. Yaran gecesi ocak yakmak çok önemli olduğu için “ ocak yakma tabiri kullanılmış. Bu günde aynı tabir devam etmektedir.

 

SEYMEN

 

Havayi de deli gönül havayi

Görün işte geliyor,

Eldivan’ın seymen alayı.

Evet!

İç anadolunun vefakar, cefakar delikanlısı

Disiplini, ciddiyeti,

Birlik ve berabirliği

Seymende bütünleştirirler

Göğsü ileride, başı yukarıda

Kasketi eyimli,

Hey anam hey!

Atatürk’ün Seymeni

Kılavuzu en önde

Kanat açmış geliyor.

Al bayrak arkasında

Semaları deliyor.

Muhafızlar pür dikkat

Görevlerini iyi biliyor.

Seymen olmuşlar bak!

Ali, Hüseyin, Ahmet, Mehmet

Bunları yalnız bırakırmı hiç?

Ayşe, Fatma, peşlerinden gider elbet

Yıkılırmı kardeşim, yıkılırmı söyle,

Bir millet seymen olunca böyle

Çavuşundan emir almış

Uygun adımla geliyor.

Öyle bir havan, öyle bir yolun varki seymenim

Ta! Gönlüme giriyor

Eldivan’ım Seymenim

Hiçbir tasan olmasın

Taşıdığın al bayrağın

Al rengi hiç solmasın.   20. ocak 1983

            Eldivan’da seymenin bu günkü halinde disiplin edilmesi 1930 lardan bu yanadır. Ondan önce atlar üstünde cirit oyunu birkaç delikanlının teke bıçakları ile davul zurnanın çaldığı Köroğlu havasına uygun tempolarla gösteri yapmak şeklinde olurdu. ( teke bıçağı 50 cm ile 70 cm uzunluğunda olup, kılıçlardan farklı kabzasında muhafazasının olmamasıdır.)

            Seymen şu düzen üstüne kurulur. En önde kılavuz vardır. Elinde eskiden kılıç olurdu. Şimdi ise ucu püsküllü bir sopa  olur. Onun üç adım gerisinde Bayrak, bayrağın iki tarafında bayrak muhafızları, onlarda silahlı olurlardı. Şimdi onlarda ucu püsküllü sopa taşırlar. Bayrağın üç adım gerisinde seymen, ilk sıra beşli olur. Ortada üçü seymen yan tarafta ikisi bıçakçı olur. Bıçakçıların elinde eskiden tüfek olurdu. Şimdi sopa oluyor. Seymenin kalabalığına göre üç veya dört sırada bir yan taraflara bıçakcı konur. Sıralamada üçerli veya dörderli dizilir. Seymen kuruluşuna  yalnız yaran tayfası değil, mahallenin bütün delikanlıları katılır. Düğüne misafir olarak katılan düğüncülerede teklif edilir. Onlarada poşu temin edilerek seymene alınırlar. Şayet bu seymen mahalleyi değilde köyü temsilen kuruluyorsa, o zaman başağalar bir araya gelerek yeterli sayıda delikanlı hazırlayarak seymeni kurarlar.

            Kaç köy yaran var ise onların başağalar kurulunu teşkil ederler. Bu kurul her sene uygulanacak “Zır zop” yöntemlerini kararlaştırırlar. Bu kararlardan bazıları şunlardır. Köyden dışarıya gidecek gelin kızlar için alınacak paranın miktarı. Kız evi gelin kapısı kilitlerde bahşiş isterse onun karşılığı olarak da seymende yani oğlan evi tarafı “bıçakcı “ parası ister. Düğün masrafları ve cezalar zır zop kararları kapsamına girer.Gelin getirmek için seymen hazırlandıktan sonra seymen çavuşuna, gidiş ve dönüş yolu söylenir. Seymen ekibinin arkasında da milli kıyafetlerini giymiş olan kadınlar  düzensiz olarak yürürler.

Not:Kıyafetler bu bölümün sonunda açıklanacaktır.

            Seymen alayı kız evinin bulunduğu mahalleye geldiğinde  o mahalleliler seymen için engel olabilecek oyun düzenlerler. Ya yüksekçe bir yere yumurta dikilir, vurulması istenir. Ya cadde üstüne salıncak kurulur. O salıncak üstünede eşek ve oyuncu bir adam çıkar. Seymenden onların indirilmesi istenir. Ya traktör remorklarının üstüne kule kurulur. Düğün sahibine orada çay ikram edilir. Düğün  sahibide onun bahşişini verir. Bu oyunların hepside kasıt değil muhabbet için yapılır. Seymen kız evinde durur. Davul zurna çok yanık bir hava çalmaya başlar. Bu arada yengeler kız evine girer gelini çıkarırlar. Sağdıç anası kız evinden bir bakır tabak ona vurmak için tahta kaşık ve evin duvarından bir çivi söker. Bu çivi oğlan evine çakılır. Tabakta kaşık çalınarak gidilir ve kaşık mutlaka kırılır. Anlamı kızın bu evden nasibi kesildi. Çivi ise buradan söküyor gittiği eve çakıyoruz demektir. Gelin giydirilirken de oğlan evi tarafından özellikle gönderilen kadınlar giydirilir. Evlenip boşanmış olmayan iyi yuva kurmuş kadınlardan gönderilir. Eşikliği dışarı çıkarılan gelince en son babası veya ağabeyisi  tamam anlamına gelen uygun bir bel bağı bağlar. Bu arada kız evinin önünde, seymene bahşiş olarak seymen bayrağına 4-5 metrelik takı takılır. Gelin çıkarıldıktan sonra seymen yürüyüşe geçer. Mahalle sınırlarına varana kadar, yola urgan gerilir, düğün sahibinden bahşiş alınır. Gelinin ana evinden çıktığının işareti olarak gelinin işlemeli yüz yastığı orada bulunan fakir bir çocuğa verilir. O çocuk yastığı doğruca güveye götürür. Güveyden bahşişini alır. Eve teslim eder. Seymen oğlan evine geldiği zaman, seymen bayrağına bir takı da oğlan evi takar. Bunun haricinde seymene birer mendil de dağıtılır. Bu seymen bahşişi gelenek halinde değildir. Gelinin kollarına girmiş olan yengeler, gelini oğlan evinin eşikliğine kadar getirirler. Gelin, kayınanasının ve kayınbabasının ellerini öper, kayın babanın ayaklarını öpmek için eğilir. Ama baba “sağol yavrum” diyerek öptürmez. Bu arada geline bahşiş verir. Bu bahşişin üretken cinsinden oması uygun olanıdır. Toprak, ağaç, davar, ve inek cinsinden bir şey olur. Gelin eşiklikte dururken, düğün halkına şeker atılır. Gelinin başına buğday serpilir. Önüne tutulan tereyağından parmağıyla alarak, kapının üst eşikliğine bulaştırır. Anlamı;; bu yağ öydükçe, girdikçe gelin de bu eve iyice öysün ısınsın çıkmasın demektir. Şeker, tatlılığın, buğday ise bereketin işaretidir. Bu arada davul zurnaya güreş havası çalması söylenir. Ortada bir meydan açılarak, kayın baba ile kayın ana güreştirilir. Tahiyi hemen erkek tutulup yatırılır. Kadının galibiyeti ilan edilir. Alkışlanarak kutlanır. Bu güreşin anlamı; biz karı koca olarak, siz dostların gözü önünde güreşerek bundan böyle çocuk yapma işine son veriyor, bu görevi evlendirdiğimiz oğlumuza veriyoruz demektir.

            Gelinin oğlan evine teslimi bittikten sonra, seymen düğün odasına çekilir. Başağalar düğün sahibine hayırlı uğurlu olmasını dilerler düğün sahibi varsa hediyesini (çorap veya mendil) alır seymene dağıtır. Bu dağıtma işini de seymen çavuşu yapar. Hep beraber düğün odasına çıkılır. Alacaklar alınır, borçlar ödenir, helalleşilir. Hayırlı uğurlu olması dileğiyle bu merasim son bulur.

İKİNCİ DEFTER

Dan Davulu

            Sabahın erken saati, şafaktan önceki zamana dan karanlığı denir. Dan davulu da işte bu saatlerde, düğün odasından, davula beş ile 6 tokmak vuruşuyla çalınan davuldur. Bu işaret yaran uşaklarının odaya çağrılması işaretidir. Başağaların belirtecekleri zaman içinde gelen uşaklar cezadan kurtulurlar. Zamanından önce gelenler ve geç kalanlar cezalandırılırlar. Geç kalanların evlerine bekçi gönderilir. Bu bekçiler o kişiyi evde tutarlar dışarı çıkmasına mani olurlar. Şayet evine bekçi gönderilen kişi, bekçileri kandırır ve ellerinden kaçıp odaya gelmeyi başarırsa, onun cezası ona giden bekçilere verilir.

            Evlerinde kalanlar için; davul zurna, sabah erken saatlerde uşakların kalabalıklarıyla o eve varırlar. Kapı önüne bir eşek çekilir. Cezalı olan kişi, nasıl yakalandıysa öylece eşeğe ters olarak bindirilir. Eli yüzü ocak karası ile karalanır. Boynuna koluna, ele geçen kötü şeyler (eski giysi, eski eşya vs.) takılarak gülünç duruma getirilir. Böylece geç kalanlar hep toplanır. Bu curcunalı ekip kahve ve köy odaları önünden geçirilir. Oralardan bu ters eşek üstündekilerin üzerlerine su atılır, kül serpilir. Dolaşılarak düğün odasına gelinir. Odada su ve sabun hazırlanmıştır. Temizlikler yapılır. Hep beraber sabah yemeği yenilir. Bu arada usulsüzlük var ise, davacı olan kişi yönünü başağalara döner ve ortaya iki diz üstü oturur. Şikâyetini söyler. Başağalar her iki tarafı da dinler ve kendi aralarında uygun bir ceza verirler. Çoğu zaman her iki tarafa da aynı ceza verilir. Bu cezalar ya bir iki kilogram şeker ya da ayaklarına 3-5 tura vurmak olur.

Tura

Eskiden bebek sarılan beyaz kuşaklar, iki ucundan bükülerek elde edilen bir sopa aracıdır. Şimdi ise beyaz astarlardan yapılıyor. Düğünlerde, orta oyunu olan tura oyunu bu araçla oynanır. Tura oyunu iki şekilde oynanır. Birincisi karşılıklı iki ekip halinde, diğerinde de çömelik olarak oyunculara göre büyüklükte halka olunur.

            Karşılık turasında, bir taraftan bir oyuncu çıkar, davul zurnanın temposuna uyumlu olarak ritmik hareketlerle ortaya gelir ve karşı taraftan kendisine rakip ister. Orta alanı geçmek karşı tarafın alanını, topraklarını koruyamaması anlamına gelir. Onun için daha ortaya yere gelmeden karşı taraftan koşan bir oyuncu onu kovalar. Kaçan kişi elindeki turayı sağ elle ve açık olarak kendi arkadaşlarına vermek için koşar. Kovalayan kişi karşı oyunculara tura vurdurmadan kovaladığı kişiye vurma hakkı vardır. Ayrıca oyuna çıkmayanlara seyirci olup da oyuna davet edilenlere de tura vurularak oyuna davet edilir. Oyun alanından geçen veya izleyen bu oyunun meraklılarına koşulur, tura sıkıca kaldırılıp yavaşça vurularak onların gönlü alınmış olur. Bu oyuna en uyumlu hava “Köroğlu” havasıdır.

            Oturarak turası, tek veya çift tura ile oynanır. Her oyuncu çömelir, çömelmiş oyuncuların dışında bir oyuncu döner ve birisine turayı vurup elindeki turayı bırakır. Tura vurulan kişi turayı kaptığı gibi vuran oyuncuyu kovalar, ta ki kendi yerine oturana kadar. Yetiştiği yerde turayı vurma hakkı vardir. Bu oyun böyle devam eder. Oyunu değiştirmek isteyen oyuncu turayı eline alarak ortaya gelir ve “eş tut” diye bağırır. Oyuncular da ayağa kalkarak ikişer kişi eş tutarlar. Açıkta kalan oyuncuyu ortadaki oyuncu kovalar. Kaçan oyuncu eşlerden birisinin ya önüne dikilir veya arkadakinin sırtına biner, böylece açığa çıkan oyuncu kovalanır. Oyun böylece devam eder. Kaçan oyuncu yer bulup sığınamazsa kovalayan kişi “alt üst” diye bağırır ve oyuncular yer değiştirirler. Bu kargaşada kaçan oyuncu da bir yer bulur kurtulur.

Mendil Kaçırma Oyunu

            Oyuncular eşit sayılarda karşılıklı iki sıra oluştururlar. Aradaki mesafenin orta yerine, bir taş veya benzeri, onun da üzerine bir mendil konulur. Oyunu yöneten kişi, düdükle veya bir el işareti ile karşılıklı iki oyuncu çağırır. Mendilin başına gelen oyuncular zeka ve becerilerini kullanarak arkadaşına vurulmadan mendili kaçırıp kendi sırasına koşar. Vurulmadan kendi sırasına koşan oyuncu hasmını esir almış olur. O arada vurulursa, vuran kişi mendil kaçıranı esir almış olur. Esir alınanlar oyun dışı sayılır. Esir alanlar ise yine taraflarında sıra olurlar. Taraflardan birinde oyuncu kalmadığında, o takım yenilmiş olur. Yenik takım yenenlerin önünde yerlerini alırlar. Oyunu yöneten kişi, yenenleri yenilenlerin sırtına bindirerek bir istikamet verir. Davul zurna (Köroğlu cirit havasını) çalar. Oyunun idarecisi elindeki turna ile oyunun disiplinini ve emirlerinin uygulanmasını sağlar.

Güvercin Taklası

            Oyuncular dörder kişilik iki grup teşkil ederler. Hangi takımın yatacağını belirlemek için, yazı tura veya yassı bir taşın bir yüzüne tükürülerek yağlı-yavan atılır. Kaybeden ekip yatmak için karşılıklı iki kişi kafa kafaya verir ve doksan derecelik eğilirler. Diğer iki kişi sırt sırta gelirler, yatanlar dikilenlerin bellerinden tutar dikilenler de yatanların kemerlerinden tutarak kurulan köprüyü sağlamlaştırırlar. Atlayacak olanlar sıra ile koşar gelirler. Yatanın bel kısmına iki elini koyar, havaya sıçrayarak kafasını yatanların kafalarını koyar karşı tarafa ayakları üstüne düşer. Bu atlama devam eder. Atlayanlardan birisi takla aşamazsa onlar yatar, yatanlar atlar. Oyuna davul zurna eşliğinde devam edilir.

Urganlı Kule

            Mevcut oyuncular, iki takım oluştururlar. Yatacaklar ve atlayacaklar belirlenir. Yatanlar, kollarını kenetleyerek bir halka teşkil ederler. Oyunculardan uzun boylu birisi içeriye girer. Urganın bir ucunu eline alır. Urganın diğer ucu çabuk, kurnaz diğer bir oyuncunun elindedir. Dışarıdaki oyuncu kuleyi korur. Elindeki urganı bırakmadan dıştaki oyunculara ayağı ile değmeye çalışırlar. Atlayanların birisine değilince takımlar yer değiştirir.

Sin Sin Oyunu

            Önce, anladığımız kadarıyla “sin” sözcüğünü açalım. Sin, sinmek, gizlenmek, kendini sipere almak, eğilerek veya sinerek vücudunu gözükmeyecek pozisyona getirmek, kedinin avına yaklaşması gibi, sine sine hedef ulaşmak anlamına gelir.

            Sin sin oyunu ile, tapmak, tapınmak, ateşe bağlılık gibi hiçbir bağlantı yoktur. Eldivan’daki sin sin oyunu, sadece delikanlıların, düğünlerde gündüğün oyun ve muhabbete doyamayıp, gecede eğlenmek için yaparlar. Bu oyun için oyun alanının orta yerine, bol alevli yüksekçe çatılmış kuvvetli bir ocağa ihtiyaç vardır. Bu ateş yakılır. Oyuncular ocağın çevresinde belli bir uzaklıkta dizilirler. Sin sin oyunu, çabukluk, çeviklik isteyen bir oyundur. Onun için ayağa çarık, başa mendil bağlanır, bu oyuna böyle gelinirdi. Şimdi ise bunların yerini güncel giyisiler almıştır.

            Bu oyunda da davul zurna Köroğlu cirit havasını çalar. Bir oyuncu havaya uygun ritmik çirpınış ve perdahlar yaparak ateş etrafına gelir. Sağ kolu ateşten yana geri geri dönmeye başlar. Gözü hep kendisini kovalayacak oyuncuyu takip eder. Arkadan ve yandan koşmak kurallara aykırıdır. Sadece oyuncunun karşısından koşulabilir. Oyuncuların sıralandığı yere kadar kovalama ve vurma sahasıdır. Ateş çevresinde dönen oyuncuya, kovalayacak oyuncu koşar, oyun alanında yetişirse istediği şekilde vurma, çelme, takma, ve tekme atma hakkına sahiptir. İsterse, yetiştiği halde vurmadan af edebilir, bu da çok hoş karşılanır.

            Sin sin oyunu, harman yerlerinde ve köy meydanlarında oynanır. Yerlisi, yabancısı, genci yaşlısı, kendine güvenen herkes bu oyuna iştirak edebilir. Ateş çevresinde dönen oyuncuyu kovalayacak oyuncu bir nara atarak (Heyt!) diyerek koşar. Bu sesleniş aynı zamanda üzerine koştuğu oyuncuyu uyarmak içindir. (Kendini koru, tedbirini al, ben geliyorum demektir. Ateşin solundan kestirmece koşup kovalamak kurallara aykırıdır. Mutlaka ateşin sağından dolanarak, oyuncuyu takip etmek mucburiyeti vardir. Ateşin önüne çıkan oyuncu, dönmeden, kenarda duran arkadaşlarından birisinin bağrına vurarak oyuna çağrıda bulunabilir. Vuran dönüp kaçar, vurulan da onu kovalar, böylece sin sin oyunu devam eder.

Tura Oyunu

1 Karşılıklı Tura

            Oyuncular karşılıklı iki küme oluştururlar. Alanın durumuna göre aralarında 60-80 m lik mesafe bırakılır. Her iki tarafın ellerinde bir tura vardır. Oyunculardan birisi elinde tura ile karşı taraftakilere meydan okurcasına davul zurnanın havasına uyumlu ritmik hareketler yapar.Karşı taraftan eli turalı bir oyuncu, onu kümesine ( çıkış yeri, ekip arkadaşlarının oluşturduğu küme) kadar kovalar yetişince4 vurur. Ancak önce meydana çıkan oyuncu kaçarken  kendi arkadaşlarından birisi onu kıstırmak için önüne koşar. Arkadaşlarının elinden turayı alınca tura vurma hakkıda onun olur.Bu seferde diğer oyuncu kendi  tarafına kaçmak mecburiyetinde kalır.Kaçan oyuncu darda kalınca elindeki  turayı arkadaşlarına atar. Turayı havada kapan bir oyuncu hemen arkadaşının imdadına koşar. Oyun böylece çok akıcı ve heyecanlı bir şekilde devam eder.

2 Oturma turası

            Oyuna katılan oyuncular daire düzeninde çömelirler. Turalı bir oyuncu oyuncuların arkalarından dolanırken birisine turayı vurur ve arkasına bırakır. Tura vururken oyuncu yerdeki  turayı kaptığı gibi vuranı kovalar  ta kendi yerine oturana kadar yetiştiği yerde vurur.Koşarken ve kovalarken oturanların arasından geçilmez. Turayı alanın  kaçan oyuncuyu oturma yerine kadar kovalama mecburiyeti yoktur. Hemen  bir başka arkadaşına vurur ve oyun akıcılık kazanır. Bu oyuna bağlı olarak eline turayı alan bir oyuncu orta yere gelerek “eş bul kurtul” der. Oyuncular ayağa kalkarak ikişer eş tutarlar. Açıkta kalan bir oyuncuyu turalı olan kovalamaya başlar. Kaçan oyuncu eşlerden birisinin ya önüne durur veya sırtına biner. Bu sırada oyun idarecisi”Alt Üst” der oyuncular yer değiştirirler. Açıkta kalan oyuncuyu kovalamaya başlar.Oyunda heyecanlı bir şekilde devam eder.

Mendil Kaçırma Oyunu

            Oyuncular eşit sayılarda karşılıklı iki sıra oluştururlar. Alanın durumuna göre ara mesafe 30-40 adım olur. Tam orta yere bir taş ve üstüne bir mendil konur.Oyunun idarecisi bir komutla ( düdük ve ıslık) karşılıklı iki oyuncuyu mendil başına çağırır. Bu oyuncular mendile el değmeden etrafında dönmeye başlarlar. Birbirlerini kandırmaya çalışırlar. Mendile elini deyen oyuncuya öteki oyuncu el vurur ve onu esir almış olur. Amaç  Eşe vurulmadan mendili kendi çizgisine kadar kaçırmaktır. Veya mendili kaçırana çizgisine ulaşmadan vurmaktır.Esir olanlar oyundan çıkarlar. Esir alanlar ise taraflarında tekrar sıraya geçerler. Taraflardan birisinin oyuncusu kalmadığında, o takım yenilmiş sayılır. Oyunun hakemi yenik takım oyuncularını yenen yakım oyuncularının önünde sıraya geçirir. Yenen oyuncuların eşlerinin sırtına binmelerini söyler. Bu arada davul zurna Köroğlu cızıt havasını çalar. Oyun hakemi eline turayı alır, geride kalanı turalayarak gösterilen mesafeye kadar cezanın uygulanmasını sağlar

 

Orta Oyunları

1 Değirmeni Döndermeli

            Oyun ebesi, oyunu idare edecek kişi oyuna iştirak edecek oyun arkadaşlarını ortaya çeker. Yuvarlak bir şekilde otururlar. Sol ayaklarını, önlerinde oturanların kucaklarına verirler. Her oyuncu önüne aldığı arkadaşının ayak parmaklarından sol eliyle tutar. Sağ eli ile rahatça ayak tabanına vuracak şekilde bekler. Oyun ebesi, solundaki oyuncunun ayağına vurarak tekerlemesini söylemeye başlar.

            Benim bir değirmenim var

İndirmeli bindirmeli

Pergele verip döndermeli

İndiremezsem bindiremezsem

Pergele verip dönderemezsem

Ver arkadaşına

İndirsin bindirsin

Pergele verip döndersin

Her oyuncu aldığı dersi solundaki arkadaşına aktarır. Yanılanların dersi bir önceki oyuncu tarafından tekrar edilir.

2. Yaz Köşesi

            Şu köşe yaz köşesi

Şu köşe kış köşesi

Her oyuncu çabuk çabuk yanılmadan üç defa söyler. Söyleyemeyenlere söz tekrar ettirilir.

3. Dal Kartal

            Dal dartar

Kartal kalkar.

            Çabuk çabuk üç kez üst üste söylenmesi istenir.

4. Kirpi

Büyük kirpiği bitli kör kirpi

Küçük kirpiği bitli kör kirpiyi bitlemeseydi

Küçük kirpiği bitli kör kirpi

Büyük kirpiği bitli kör kirpiyi bitlemezdi.

5. Topal Çoban

            Şu karşıda topal çoban

            Yapar satar çatal saban

            Topal çoban olmasaydı

            Kim yapar satardı çatal saban.

6. Emiş-Memiş

            Emişle memiş

            Mahkemeye gitmiş

            Mahkemeleşmiş mi?

            Mahkemeleşmemiş mi?

7. Dana Alalım

            Baba iller dana almış

            Danalanmış

            Biz de dana alalım da

            Danalanalım.

8. Hoşafla Kaşık

            Beş tas hoşaf

            Beş deste kaşık

            Bu yanıltmaca da üç kez üst üste çabuk çabuk söylenir.

9. Sarımsak

            Bir tabak kabak

            Sarımsaklasak da mı saklasak?

            Sarımsaklamasak da mı saklasak?

10. Kavaklar

            Benim sana verdiğim kavakları

            Yazın yazın yeşertmeli

            Güzün güzün sarartmalı

            Kışın kışın karartmalı

            Yazın yazın yeşertemezsen

            Güzün güzün sarartamazsan

            Kışın kışın karartamazsan

            Ver arkadaşına

            Yazın yazın yeşertsin

            Güzün güzün sarartsın

            Kışın kışın karartsın.

11. Badana

            Şu duvarı

            Badanalamalı mı?

            Badanalamamalı mı?

Orta Oyunları

            Bu oyunlarda gençler, mukavemet, sabır, saygı, oyun kurallarına uyma, disiplin, erkeklik, mertlik kurallarıyla iyice yoğrulup, bu yarenlerde pekiştirilirler. Yaran sohbetinin bir sırrı dışarıda konu edilirse, onu söyleyen uşak için, başağalardan birisi, tenbükçüye o kişinin adını söyleyerek; “Ayakkabısını ortaya getirin” der. Buna yarenden atma denir. Ayakkabısı ortaya konan kişi, ayakkabısını alarak yareni terk eder.

            Bir başka yaran, “Onun suçu yoktu” diye savunacak olursa, hemen başağa, “Onun da ayakkabısını getirin” der, o da yaren dışı edilir.

            Başağaların kararları acımasız ve kesindir.

            Orta oyunları, çok hareketlidir. Dikkat isteyen, savunma hakkını arama esasına dayanan oyunlardan birkaç örnek verelim.

1. Benim Tavuğumu Kim Çaldı

            Oyunu yönetecek, oyunun ebesi, oyun arkadaşlarını ortaya çıkarır ve iki diz üstü otururlar. Ortalarına içi su dolu bir kap konulur. Ellerine mendillerini alırlar. Başları açılır, mendillerinin ucu suya bandırılır.

            Ebe: “Arkadaşlar aramızda bir tavuk hırsızı var, şimdi onu bulacağız” der, ve karşısındakinin kafasına vurarak, “Benim tavuğumu kim çaldı?” der. O da kendisine vurana vurarak, “Ben çalmadım” der. İlk vuran kişi ikinci defa vurarak, “Ya kim çaldı?” diyerek. O da üçüncü kişiye vurarak, “İşte bu çaldı” der ve ucu suya bandırılmış mendili vurur. Üçüncü kişi suçlamayı kabul etmez, “Ben çalmadım” diyerek kendisine vurana cevap verir. Suçu kimse kabul etmek istemez, en sonunda birisi “Ben çaldım” diyerek suçu üstlenir ve oyun da sona erer. Oyun üç kişiden az, beş kişiden çok oyuncuyla oynanmaz.

            Oyun içinde şaşıran, oyunun akışını bozup yanılan olursa, oyunun ebesi, önündeki su kabını o oyuncunun başına geçirir ve “Hırsızı yakaladık” diyerek de oyun sona erdirilir.

2. Eşim Yüküm Ağır

            Altı veya sekiz oyuncu karşılıklı iki diz üstü otururlar.Bu oyun arkadaş savunması .

Oyunudur.                               

            Oyunu yönetecek ebe elinde bulunan  (su dolu ibrik, sürahi v,b.gibi ağırlık) eşyayı karşısında oturan  eşine vererek desteksiz ve düz tutmasını ister ve sorar :

             Eşim eşim şaşkın eşim

             Kulağı kuyruğu düşkün eşim

             Sen o yükü elinde ne taşıyıp durursun.

Eşi :       Ben taşımayımda, Kim taşısın der.

Ebe :     Başka bir oyuncunun ismini söyleyerek Ver Ali taşısın der. Hemen Alinin karşısında oturan eşi; Ali taşıyamaz diyerek sertçe çıkış yapar.

            O da sorar, “Ya kim taşısın?” der. Kime, hangi oyuncuya taşıtacaksa onun adını söyler. “Ver Mehmet taşısın” diyerek savuşturur.

            Oyun sırasında yanılan oyuncuya, oyuncuların hepsi ağız birliği ile şu sözleri müzikli bir biçimde söylerler.

            “Al karayı, çal karayı, gördünüz mü maskarayı” derler.

            O yanılan oyuncunun alnına daha önceden hazırlanmış ( soba karası, ocak karası ve ne varsa) o çalınır. Bu oyuncunun adı artık, bir karalı Ahmet veya Mehmet olmuştur. O oyuncuya bir karalı demeyen oyuncular yanılmış olurlar. Oyun sırasında yanılanlara aynı işlemler uygulanır. Karalama arttıkça oyunun zevki de artar. Seyircilerin alkışları ile oyun sona erer.

            3 Battı Battı Oyunu

            Oyuncular daire düzeninde otururlar. Ayaklarını ortada birbirine dayarlar. Dizler biraz kırılır. Oyuncular ellerini dizlerinin altına sokarlar. Oyun ebesi oyunculardan birisini ortada birleşen ayaklarının üstüne oturtarak, elindeki mendili gösterir, “Bu mendili bulacaksın” der. “Yönünü öte dön” der ve mendille sırtına vurarak hep bir ağızdan “battı battı” denilerek mendil dizler altından dolaştırılır. Hangi oyuncu vurmaya müsait ise, ortadaki oyuncuya arkadan vurarak “Battı Battı!” denilir, oyun devam eder. Bu arada ortadaki oyuncu mendili kimde yakalarsa o ortaya gelir, ortadaki de onun yerini alır. Oyun böyle devam ederken, oyunu bilmeyen bir misafir veya herhangi bir oyuncu bulunursa, oyun ebesi, o oyuncuyu ortaya getirir. Daha önce cebine hazırladığı düdüğü ortadaki oyuncunun sırtına bir iğne ile tuttururlar, ve derler ki, “Mendili bulmak zor, şu düdüğü bulacaksın” diyerek düdüğü öttürür ve battı battı devam eder. Her önüne gelen öttüreceğinden oyun iyice kızışır. Ebe yeterli gördüğünde oyunu sona erdirir.

4 Deveci Biro

            Eline turayı alan bir oyuncu ortaya çıkar. Gözüne kestirdiği bir arkadaşını ortaya çağırır. Sırt üstü yatarak ayaklarını havaya kaldırmasını ister. Elindeki turayı arkadaşının ayaklarına vurarak Deveci Biro der. Vurulan oyuncu “Biro der. İkinci vuruşunda  “ Deve güdermisin der. Yatan – Güderim der. Üçüncü defa vurur. Kim ile der ve turayı yatan oyuncuya teslim eder. O oyuncuda çevresine bakarak kimi isterse onu işaret eder ve ortaya çağırır, oyunda bçyle devam eder.

            5 Deve tepmesi, katır çiltesi.

            Oyuncular iki diz üstü daire biçiminde otururlar. Oyun ebesi sağında oturana, sol dizinin üstüne gelerek sağ ayağı ile kabasına vurur ve “ Deve Tepmesi” der.Her oyuncu aynı sözü ve tepmeyi ebeye kadardolandırır. Ebe ikinci tura yine  deve tepmesini yapar ilave olarakta iki ayağı ile vurur onada katır çiltesi der.Bu da dolanır. Ebe üçüncü tura ilk ikiyi söyler teper ilave olarak kafası ile sağındakinin göğsüne vurur. Bunada “ öküz süsmesi der. Oda tamamlanır. Dördüncü turda sağ eli ile arkadaşının sol yanağına –Genç oğlan şamarı- diyerek vurur.Beşinci turda, sol eli sağ yanak üstüne vurarak – Helvacı tımarı der. Ebeye kadar dolanır oyun biter. Oyunculardan yanılan olursa bir üstünde bulunan sözleri ve vuruşları tekrarlayarak öğretir.

            6-Uyuz Yarasa Kuşu

            Oyunu uygulayacak kişi dışarıdan gelir. Selam vererek orta yere dikilir. Elindeki düğüm yapılmış mendili göstererek ben bir yarasa kuşu tuttum oda uyuz imiş, ben uçuruyorum kimin üstüne konarsa uyuzu bulaşır. Diyerek birinin üstüne atar ve peşinden koşar elindeki tura ile kuş nereye konarsa oradakileri tura ile döver. Kimse üstüne kondurmak istemez.. Kuşun pencereden uçması veya kaybolması ile oyun son bulur.

            7- Deve Çekme

            Bu oyun yüzük oyunundan sonra yenen tarafın yenilenlere uyguladığı ceza olarak uygulanır. Oyunu yapacak kişi dışarıda güzel bir deve yapar. Zilli yılar takarak yedeğine alır. Elinde bir tef  ile türkü söyleyecek sohbet yerine gelir.Deveci ile dolanmaya başlar. Bu arada deve kükreyerek yenilenler üzerine saldırır onları çiğner ısırır teper.deveci sahip olmaya çalışsada azgın deve arada bir saldırarak onların üstüne un püskürür. Deveci oyunu tadında bırakılarak devecisini alır çıkar oyun sona erer.

            8-Arı Vız

            Orta  yere beş altı oyuncu çıkar içlerinden birisi ön tarafa çıkar sağ eli ile sağ göğsüne at gözlüğü gibi siper yapar. Sol elini sağ koltuğunun altına el içi dışa açık olarak tutar.

            Arkada duran oyunculardan birisi eli ile öndekinin koltuk altındaki açık elinevurur. Arkadakilerin hepside vızıldayarak vuran oyuncunun bilinmemesine çalışırlar. Vuran kişiyi tanırsa o oyuncu öne çıkar. Oyunda böyle devam eder.

            9- Eşini Kolla

            Oyun ebesi yanına bir eş alarak orta yere yatarlar. Üstlerinede bir örtü ( battaniye ) örterler. Yan taraflarına ikişer oyuncu oturur. Bunların önünde de birer sopa vardır. Ebe eşine söyler. Bana kim vurursa sen bileceksin. Sana kim vurursa ben bileceğim der ve örtünün altına yatarlar. Ders böyle verilir ama ebe yanına sakladığı sopa ile kendisine vurursa da yanındaki eşini hep kendisi döver.

10- Arı Sokacak

            Arı olacak oyuncu yanına iki oyuncu alarak ortaya gelir, başına bir şapka geçirir. İki yanına aldığı oyuncuların ayaklarına basarak soktuğu zaman (yani vurduğu anda) kafasına vurup şapkayı düşürmelerini ister. Oyuncular da dıştaki ellerini, elin içi dışa dönük şekilde suratlarına tutarlar. İçteki kolları havada arıya vuracak şekilde beklerler. Bu arada arı, iki eli ile burnunu titreştirerek vızıldamaya başlar. Her ikisini de vuracakmış gibi sakındırır. Kimi müsait bulursa ona vurur ve öne eğilir. Oyuncu arıya vurur, şapkayı düşürürse o arı olur. Yer değiştirirler, oyun da böylece devam eder.

11- Dur Vur

            Oyun ekibi orta yere yedi tane oyuncu çıkartır. İki diz üstü gelerek daire biçimde otururlar. Sekizinci kişiyi orta yere oturtur ve başını dizlerinin üstüne koyarak kenardakileri numaralandırır. Sağındakilere bir iki üç, solundakilere de bir iki üç diye numara verir. Karşısındaki de çavuş olur. Ebe, sert komutlarla numaraları söyleyerek “Vur” veya “Dur” der. Yanılan oyuncu ortaya gelir. Ortadaki onun yerini ve numarasını alır. Her ortaya gelen oyuncuya yatırdıktan sonra hep beraber “Ateş” diye komut verir. Hepsi birden ellerini vururlar. Önce ve sonra vuranlar yanılmış sayılarak ortaya çekilirler.

12- Sınır Kavgası

            İki tarla sahibi sırtlarına iki kişi bindirirler. Ayakları ve elleri önden bağlanır. Yine bir kişinin de elleri bağlanır. Ayakları kollarından geçirilerek ortaya bırakılır. Bu ortadaki sınır taşı olur. Her iki mal sahibi sınır taşının yanına gelirler. Birisi “Bu taş dün şurada idi” diyerek taşı yuvarlar, öteki oyuncu gelir, “Bu taşın yeri yine değişmiş” diyerek eski yerine yuvarlar. Sonunda iki tarla sahibi yüz yüze gelirler. Başlarlar sınır kavgasına. Ayaklarındaki lastikleri çıkartarak birbirlerinin sırtlarındaki kamburlarına vurmaya başlarlar. Bu arada taşı da ihmal etmezler. Sonunda bir komşu ayırmaya gelir, onu da pataklarlar (döverler). Oyunun sonunda anlaşır, kucaklaşırlar helalleşirler ve oyun sona erer.

13- Şildir Şip

            Bir oyuncu yanına aldığı iki oyuncu ile ortaya gelir. Elindeki su dolu kabı önüne koyar. İki oyuncuyu da sağına soluna oturtturur. Kendisinden yana olan bacaklarını dizlerine kadar sıvamalarını ister. Ellerine birer sopa verir. Der ki; “Ben elimle senin bacağına vururken, elimi orada yakalarsan sopa ile bileğime vuracaksın.” Su ile yağladığı ellerini hafif kıvrılmış bacakları altına gizler. Yanındakilere süratle elinin üstünü vurur ve gizler. Şildir Şip oyunu da böylece devam eder.

            Bu oyunlarda gençler mukavemet, sabır, saygı, sevgi, oyun kurallarına uyma, disiplin, erkeklik, mertlik kurallarıyla iyice yoğrulup bu yaranlerde şekillendirilirler. Yaren sohbetinin bir sırrı dışarıda konu edilirse onu yapan kişi (uşak) sohbet sonunda misafirler uğurlandıktan sonra ortaya çağrılır, iki diz üstü oturtulup ifadesi alınır. Başağalar suçlu görürlerse ayakkabısını getirin derler. Böylece o kişi o yarandan atılmış olur. Karara itiraz eden kişi olursa o da aynı şekilde ifadesi alınmadan yarandan atılır. Baştan da söylediğimiz gibi karalar acımasız ve kesindir.

 


Eldivan İlçesinde Bulunan Okulların Adres ve Telefonları

İL

İLÇE

KURUM KODU

KURUM ADI

TEL NUMARASI

FAX NUM

Çankırı

Eldivan

137995

Eldivan Lisesi

3763112004

3763112004

Çankırı

Eldivan

138006

Halk Eğitim Merkezi

3763112032

3763113086

Çankırı

Eldivan

861740

Şht.Üsteğmen Yılmaz Gülhan P.İ.Ö.O.

3763112023

3763113028

Çankırı

Eldivan

427098

Hisarcıkkayı İlköğretim Okulu

3763138222

 

Çankırı

Eldivan

418279

Elmacı İlköğretim Okulu

3763147203

 

Çankırı

Eldivan

418267

Küçükhacıbey İlköğretim Okulu

3763138285

 

Çankırı

Eldivan

418196

100.Yıl İlköğretim Okulu

3763112145

 

Çankırı

Eldivan

962912

Eldivan Sağlık Meslek Lisesi

3763112437

3763112436

Çankırı

Eldivan

335722

Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu

3763112163

 

Çankırı

Eldivan

138018

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü

3763112006